🌌 Doğu Anadolu Türküleri Ve Hikayeleri
BayramBilge TOKEL diyor ki; “Türküler bizi söyler yüzlerce yıldır, biz türküleri Türkü BİZİZ. Aslında, en sade en yalın, en insan halimizle biz. Sevdalarımız, gurbetlerimiz, ayrılıklarımız,
Anadolu : Etrafını çevreleyen Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu ve Ege ekseninde 10500 yıllık ilk dünya uygarlıklarına ev sahipliği yapmış olağanüstü tarihi ve kültürel bir sentezdir. Bu nedenle, yedi bölge ve seksen bir ili kapsayan Anadolu’nun ruhunda asalet vardır.
Anadoluve Mezopotamya, çok eski çağlardan beri birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış önemli yerleşim yerlerindendir. Doğu ve batı arasındaki ticaret yolları üzerinde bulunmaları, insan yaşamı için uygun iklimlere sahip olmaları ve topraklarının verimliliği; bu bölgelerin tarih boyunca göç almasında ve birçok
Tuncelide 6 ay önce tescilli tarihi alandan çalınan ve 'Kırmızı bült Kültür-Sanat Tarımda maliyetler zirve yaptı. ‘1 ton gübre neredeyse 1 dönüm arazi fiyatına eşdeğer oldu’
UCeHp. kesik çayır biçilir mi?meram bağları, meram çayırları tanıktır, böylesi yiğit her anaya kısmet olmaz. inadına mertti, inadına yiğit, inadına valisi o yıl meram'da otururdu hep. meram o zamanlar da en saygıdeğer yeriydi şehrin, mevlevi dedeleri meram'daydı, çelebiler hepten meram'daydı. ve vali paşanın yâveri, genç yâveri meram'dan çok az inerdi konya'ya. bütün oralar bu genç adamı, o da bütün oraları tanırdı, iyi fesini sola doğru devirdi. güz demiydi. serindi ama o yanıyordu. korkmuyordu. oysa kocamış bir gece yollara düşmüştü "dutlu"dan meram'a doğru, akşam namazından sonra. korkmuyordu."sırtıma sepken yağıyor.""yanuben yorgun gelirim." demiş elin oğlu zamanında. yâver işte bu hâl idi. konya severdi bu delikanlıyı; o da konya'yı. ama konya'dan daha çok sevdiği bir şey bir kişi, bir hatun kişi vardı. meram'a ilk zamanlar sık gelirdi. aslı konaya'lı bir mevlevî çelebisinin kızıydı. düşünün, allah etmesin dile düşerlerse ötesi yoktu bu işin. allah etmesin dile düşerlerse, musalla mezarlığında selviler hüzzam makamından bir şarkıyla başlayıverirlerdi. allah etmesin, gençti. konya'nın delikanlısı zaten pek hayır okumuyordu adının üstüne. allah etmesin. ama yine de kotkmuyordu bir mevlevî çelebisinin kızıydı. gelirken- giderken bir şeyler olmuştu. bir şeyler olmuştu çünkü. loraslarından kalkan ebabil kuşları, kanatlarında "günaydınlar" getirdilerdi bir gün. ebabil kuşlarının gözleri kahverengiydi, sol ellerinin üstünde bir "ben" vardı ebabil gece onunla buluşacaktı. ilk buluşmaları değildi bu şüphesiz. ama meram'ın o ördekbaşı ve şili çayırları o "incecik" çayırları tanık olsun ki en mutlusuna gidiyordu fesini sol yana devirdi ve bıyıklarını burdu. eli-ayağı yanıyor gibiydi. kerpiç duvarı aşmıya çalıştı. ceketi tozlandı, aldırmadı, hemen şöyle silkiverdi eliyle, ince çayırlar ayağına dolaştılar kızı, zerdalinin altına vardı. gözleri apaydınlıktı, yanına gelince, oturuverirdi çayırların üstüne. yâver o cesaretsiz elleriyle çelebi kızın elini tutacak oldu, edemedi. pul pul dirildi gözbebeklerine. yalnız konya değil dünyalar onundu. anasını hatırladı, bir zaman sonra, memleketini hatırladı, sonra kalkıp gitmek istedi, niye istedi bilmem, efendim sekiz iklimden ipil ipil bir batı rüzgarının seranadı başladı. kız konuşuyordu. çelebi kızı. derken efendim, dere tarafından bir bülbülü vurdular, ne hacetti, kız konuşuyordu, yâver öldü öldü kızın elleri yâverin ellerinde serindi. uzun uzun konuştular. aşktı bu dost. sevgiydi. ne konya vardı önlerinde, ne zerdali ağaçları, ne meram, ne paşa, ne çayırlar ve ne de sekiz taraflarından sekiz kara binayla onları gözetleyen sekiz konya efendim, yâver "haydi hoşçakalasız" diyecekti, diyemedi. derken efendim sekiz karabina sekiz kurşun kuştu yâverin suratına. derken efendim, yâver "gidem" dedi, gidemedi. önce sallandı sağ ayağının üzerinde üç kez. sonra sa yanına devrildi. kıpırdayamadı bile. sekiz konya delikanlısı için sanki bir şey olmamıştı. dere yöresine doğru "konyalı" yı çağıraraktan yakındı. çelebi kızı ölü sevgilinin üstüne eğildi. öylece ışığında ölü yâveri ve çelebi kızını "incecik" çayırların üstünde vali paşa, yâverin anasına yanık künyesini gönderdi yarıntesi günü."ince çayır biçilir misular ayaz içilir mibana yardan vaz geç derleryâr tat'lolur geçilir mi"sonra arkasından, mezar taşı olsun garibin diye bu türküyü yakıverdiler. "ince çayır biçilir mi?" biçtiler bile."aman ben yandım, paşam ben yandım, ellerin köyünde vuruldum kaldım."kaynakkamil uğurlubir konya türküsünün doğuş hikayesi yarim istanbul'u mesken mi tuttun? güz güneşi sarı sarı devriliyordu o ikindi üzeri de uzaklardaki mor dağların ardına. elinde su testisi, köyün çeşme başında, sıraya girmişti. yedi yıl önce beş altı yaşındaki kızlar şimdi varmışlardı on iki , on üçlerine. düğün davulları aynı gün birlikte döğülen hatça'yla zalha'nın üçüncü çocukları koşup bir iç çocuğu olsaydı bâri. oğlan değil, kızı. o zaman olsaydı şimdiye yedi yaşında. çeşmeden su getirmese bile, evde aşa muşa el atar, ortalığı toplar, anasına can yoldaşı olurdu. ama istanbul gurbetinde yedi yıldır eylenen eri, istemezdi kız evlât. erkek olmalıydı çocuğu. erkek olmalı babası gibi bilekli, kocaman kocaman elli, ayaklı, kaşı gözü kudretten sürmeli. on yaşına varmadan, çifte çubuğa el atmalıydı. yedi yıldır istanbul gurbetinde eyleşen böyle isterdi oğlunu. babasının soyunu sürdürmeli, köy çocuklarıyla dere kıyısında güleş tutup, kendi akranlarını yere kabak gibi vurmalıydıgene derin bir iç yıl, yedi koca yıldır istanbul dedikleri güzeli bol, seyranı renkli istanbul'da ne bekliyor da gelmek bilmiyordu? sakın orda gül yüzlü, bal dudaklı, kara kaş kara gözlü bir güvercin göğsü topukluya... ağlıyası geldi birden. düşünmek istemiyordu bunu. o pençeli, o tuttuğunu koparan, o boylu poslu erkeğinin bir istanbul kızına tutulup ondan dolayı sılasını unuttuğunu öğrense öldürürdü kendini. "vallaha öldürürüm!" dedi içinden sert sert. "günahı, vebali varsa ona. kaba sakal hoca tevatür günah dediydi vaazda. hele böyle bir şey olsun...."yanında bir karaltı. kendine gelerek gözlerinin yaşardığına dikkat etti, sildi elinin tersiyle emine anaydı gelen- ne o kınalı kekliğim benim? dedi. öksüzüm, yavrum. ne ağlıyon? telâşlandı- yoook, ağlamıyorum nene...gün görmüş, umur sürmüş kırış kırış nene inanmadı- ağlıyon kınalı kekliğim, sürmelim ağlıyon. ben bilmem mi ne diye ağladığını? vefasızın diktiği fidanlar meyveye geldi. onunla gurbete gidenler yedinci sefer dönüyorlar sılaya. o nerde? hani? "kınalı keklik" gene derinden bir çekti. güneşin yarı yarıya derildiği mor dağlara baktı. gözlerinden yuvarlananlara dur diyemiyordu gayri. varsın aksınlardı nene'nin dediği gibi, öksüze bu dünyada gülmek yoktu. keten yelekli, burma bıyıklısı istanbul gurbetinde belki de bembeyaz bir istanbul kızıyla unutmuştu sılasını. dili de varmıyordu ama, unutmasa ne diye yedi yıldır dönüp gelmesin? dönüp gelmedi diyelim, insan iki satır bir şeyler de mi yazamazdı? ilk gittiği aylar nasıl yazıyordu? demek unutmuştu? unutmuştu demek ha? hıçkırdı. genç, yaşlı kadınlar, ellerinin kınasıyla çiçeği burnunda kızlar toplandılar başına. sormadılar hiçbir şey. biliyorlardı. sorup da ne diye yüreğini büstübün kaldırsınlar? biri- sus bacım, dedi. sus! bir başkası - gözlerinden döktüğüne yazık! sağdan soldan herkes bir şey söylüyordu - el oğlu değil mi? en iyisinin köküne kibrit! -vallaha amasyanın bardağı, biri olmazsa biri daha bence.. - en doğrusu bu ama.... - dinlemiyor ki! - bu gençlik, bu tâzelik... - yedi yıl, yedi yıl anam. dile kolay. insan eksik eteğini yedi yıl sılasında unutur mu? sıkıldı, bunaldı. ağlamıyordu artık. zaman zaman bu mâdem erkeği istanbul gurbetinde yedi yıldır unutmuştu onu, o da varsın istidayı boşansın bir güzel, varsındı bir başkasına. elini sallasa ellisi, başını sallasa... duramadı karıların arasında. onüçünde bulup yitirdiği, yirmisine vardığı halde bir türlü geri dönemiyeni içinden bir sızı bir geçti. testisini koydu çeşmenin iplik gibi akan suyunun altına. testi dola dursun, gittiyse keyfinden mi gitmişti. istanbul'a? gözü kör olasıca yokluk. düşmanına avuç açtıran yokluk yüzünden, birkaç para kazanıp öküzü ikileştirmek, birkaç dönüm tarla daha alıp babadan kalan bir kaç dönümüne eklemek için. o gece, o gece işte, nasıl yatırmıştı koluna! nasıl okşamıştı saçlarını, neler demişti? istanbul gurbetine gidecek, çok değil yazı orda geçirip, güze, olmazsa kışa koynunda desteyle para, dönecek. o zamana kadar bir de oğlu olmuş olursa, eh gayri, keyfine son olmıyacaktı!. başındaki beyat örtüyü çenesinin altında çözüp yeniden bağladı. yedi yıl, yedi koca yıl! kocasının isteğince bir oğlu olaydı bâri..testisinin dolup taşmakta olduğunun farkına bile varmadı bir oğlu olsa o zamandan bu zamana, altı yaşında mı olurdu? bösböyük, palazlanmış delikanlı. akranlarıyla dere kenarında güleş mi tutardı? babası gibi pençeli olur da akranlarını yere kapak gibi mi vururdu? ekimde tarlaya birlikte mi giderler, hasat vakti düveni birlikte mi sürerlerdi? babasının kokusunu mu taşırdı? - kınalı keklik kaldın gene. bak testin doldu, taşıyor! kendine geldi. insanoğlunun aklına şaştı. gözleri testisindeydi güya. testisinde olduğu halde, görememişti dolduğunu. çekti lülenin altından. güldü acı acı. tuttu evinin yolunu. tuttu ya, şimdi de aklından köyün yaşlıları, gençleri kaynaşmağa başlamıştı. her kafadan bir ses - deli anam deli bu! - doğru bacım, deli.. - beni yedi yıldır sılamda unutacak da.. - ben de hâlâ yolunu bekliyeceğim onu ha? sonra kafa kafaya, fısıl fısıl bir konuşma. ah bu konuşma, ah bu konuşmalar... evden içeri girerken, dursunların hacı'yı hâtırladı elinde olmıyarak. ince, kapkara kaşları yıkıldı sinirli sinirli. testiyi bıraktı kapının yanına, geçti pencerenin önünde dayandı duvara sağ omzuyla. odada kimse yoktu, tek başınaydı ya, deminki karılar, kızlar, orta yaşlıların hayalleri doldurmuştu odayı. alev saçan bakışlarıyla sanki topuna haykırdı - dursunların hacı, kara hacı başınızda parçalansın. atın yerine eşeği bağlamıyacağım işte, bağlamıyacağım! kara hacı da neydi ki sırma bıyıklı ali'sinin yanında? değil yedi yıl, on yıl dönmese sılasına, onu gene unutamazdı işte! güz güneşi çoktaan devrilip gitmişti mor dağların ardına. gece iniyordu köye ağır ağır. loş oda farkına varılmaksızın kararıyor, derinleşiyordu. derken bu yandaki kapkara dağların ardından bakır kızılı kocaman bir ayın tekeri gözüktü. sonra ağır ağır yükseldi göklere, ufaldı, bakır kızılını yitirdi, pırıl pırıl yanmağa, saz örtülü dumanlarıyla kerpiç evleri süslemeğe başladı. canı ne yemek istiyordu, ne de su. gel desen gelmez miydim? şu güzellerin doldurduğu elmastan kadehleri ben dolduramaz mıydım? ali bakıyordu, sadece bakıyordu. oysa hem ağlıyor, hem söylüyordu- ketenden yeleğini bile ben dikmedim miydi? benim gibi bir öksüze dünyayı haram etmeğe nasıl kıydın? yiğitliğine yakışır mıydı gurbette beklemek dayanacak özümün tükendiğini anlamadm mı? ali susuyor, boyuna susuyordu. taştan ses çıkıyor, ali'den çıkınıyordu. sözlerinin ardını getirdi ağlıya ağlıya - insafsız yedi yıl oldu sen gideli, diktiğin fidanlar meyvaya geldi tekmil. birlikte gittiklerinizin tümü yedişer sefer geldiler sılalarına. buraların güzelleri çoktur ama sana yaramaz. durmadın sözünde ali'm. sözünde durmayana erkek demezler biliyor musun? kavlimizde gidip de dönmemek varmıydı vefasız? fakat ali hiç ses vermeden bakmış bakmış, sonra çekip giderken duman olmuştu âdeta. bağırmıştı ardından, bağırmış, bağırmış... fakat ali... uyandı. güneş bir mızrak boyu yükselmişti kalktı yaslandığı yerden - hayırdır inşallah, dedi. kalktı usulcak, gitti kapıya, örttü, kalın tahta sürgüsünü itti. ne olur ne olmazdı. kara, kuru hacı kötü dadanmıştı çünkü. köy bakkalında kafayı çekip elinde saz, düşüyordu tek gözden ibaret evininin yakınlarına. daha bir günden bir güne ne kapısına dayanıp böyle böyle demiş, ne de çeşmeye giderken, yahut da tarlanın yolunu tek başına tuttuğunda yolunu kesmişti. kesmemiş, lâf da atmamıştı ama, köyün cadı karıları pek yakıştırmışlar onu kara hacı'ya! yedi yıldır istanbul'u mesken tutan vefasızını düşüne düşüne uykuya varıverdi. dünya çoktan silinmiş, ay devrini tamamlayıp elini eteğini çekmişti dünyanın göklerinden. devrile kaldığı yerde mışıl mışıl uyuyordu. uykusunda düş. düşünde istanbul gurbeti. taşı toprağı altındandı istanbul gurbetinin. ali'sini aramağa gitmişti düşünde. bulmuştu da. güzellerin arasındaydı. bir kıyıdan bakıyordu. güzellerden biri dizine başını koyup uzanmıştı boylu boyunca. bir başkası gümüş bir kupayla şarap veriyor, daha bir başkası da dudağından öpmeğe uzatıyordu dudaklarını. o zaman, o zaman işte, gizlendiği kıyıdan çıkıvermişti. ali şaşırmış, bırakıp güzellerini, koşmuştu yanına. açmıştı ağzını ali'sine, yummuştu gözünü - istanbul'u mesken mi tuttun? bu güzelleri gördün beni unuttun mu? sılasına gelmeğe yemin mi ettin yoksa? yarim istanbul'u mesken mi tuttun amangördün güzelleri ben unuttun amanbeni evinize köle mi tuttun aman gayri dayanacak özüm kalmadı amanmektuba yazacak sözüm kalmadı aman yarim sen gideli yedi yil oldu amandiktigin fidanlar meyveye döndü amanseninle gidenler silaci oldu aman gayri dayanacak özüm kalmadı amanmektuba yazacak sözüm kalmadı aman şen olasın ürgüp cemal'ımtürkü, öldürülen cemal'e, karısı şerife tarafından yakılmıştır. şerife, 90 yıldan fazla yaşamış, 30 kasım 1993 günü vefat etmiştir. 14-15 yaşlarında cemal'le evlenmiş, mutlu geçen birkaç yılı cemal'in öldürülmesiyle sona ermiş, bu hadiseden sonra bir oğlu ile ortada kalmıştır. bu hadisenin oluş şekli ve ona yakılan ağıtı/türküyü bana, şerife'nin daha sonra evlendiği hayrullah'tan olan oğlu ismet aksoy göndermiştir.* cemal'in öldürülme hadisesi ve türkünün tam metni şöyledirürgüp'ün karlık köyünün eşrafından ve varlıklı bir ailesinden olan cemal, kalleşlikle öldürülür. herkesçe sevip sayılan cemal'in ölümüne yanmayan kalmaz. eşi şerife acılarını yaktığı ağıtla hafifletmeye çalışır. yetim kalan oğlu mustafa da, birkaç yıl sonra hasat zamanı bir atın tepmesi sonucu ölmüştür. ağıt, şerife'nin ikinci kocası hayrullah'ın sonraki yıllar refik başaran'a "herkese bir türkü okudun ama, bana okumadın." diye sitem etmesi üzerine cemal türküsünü plağa okur. cemal hayrullah'ın aynı zamanda amcasıdır. onun öldürülüşü şerife kadar hayrullah'ı da etkiler. şerife'nin türkünün her çalınışında gözünden iplik iplik yaşlar akıtmasını, cemal'i bir türlü unutamamasını daima anlayışla asıl metni şöyledirşen olasın ürgüp dumanın gitmezkıratın acemi konağı tutmazoğlun da çok küçük yerini tumazcemal'ım cemal'ım algın cemal'ımal kanlar içinde kaldın cemal'ımürgüp'ten de çıktığını görmüşlürkıratının sekisinden bilmişlerseni öldürmeye karar vermişlercemal'ım cemal'ım algın cemal'ımal kanlar içinde kaldın cemal'ımcemal'ın giydiği ketenden yilekal kana boyanmış don ile göyneksana nasip oldu ecelsiz ölmekcemal'ım cemal'ım algın cemal'ımal kanlar içinde kaldın cemal'ımürgüp'ten de çıktın kırat kişnediüzengiler ayağını boşladıyağlı kurşun iliğine işledicemal'ım cemal'ım algın cemal'ımal kanlar içinde kaldın cemal'ımkarlık ile başkadın pınar arasıçok mu imiş cemal'ımın yarasıağlayıp geliyor garip anasıcemal'ım cemal'ım algın cemal'ımal kanlar içinde kaldın cemal'ımcemal'ın giydiği kadife şalvardükkânın kilidi cebinde parlaroğlun da çok küçük beşikte ağlarcemal'ım cemal'ım algın cemal'ımal kanlar içinde kaldın cemal'ımkıratın üstünde bir uzun yaylane desem ağlasam kaderim böylegidersen ürgüp'e sen selâm söylecemal'ım cemal'ım algın cemal'ımal kanlar içinde kaldın cemal'ımkıratım başımda oturmuş ağlarcemal'a dayanmaz şu karlı dağlarüzüm vermez oldu karlık'ta bağlarcemal'ım cemal'ım algın cemal'ımal kanlar içinde kaldın cemal'ımgiden cemal gelir mi de yerineiçerimde yaram indi derinecemal düşta kahpelerin şerinecemal'ım cemal'ım algın cemal'ımal kanlar içinde kaldın cemal'ımseki atın tırnaklarının üst kısmında bulunan beyaz kıllarkaynakyrd. doç dr. doğan kaya kırmızı gül demet demetkırmızı gül demet demet, sevda değil bir alamet, balam nenni, yavrum nenni gitti gelmez ol muhannet şol revanda balam kaldı,yavrum kaldı, balam nenni...nenni ya! nenni ki nenni!. yavrum nenni! bir demet kırmızı güllegelen nenni!. nasıl oluyor derseniz, türkünün dilini açmak gerek...varıp sormak gerek türküye ''ey türkü nedir bu demet demet kırmızı gül ve de nenni!. yavrum nenni... balam, nenni''. bu demet demet gül hem de kırmızısından, sevgiliye duygu mu taşıyor? neden kırmızı gül de kır papatyaları değil? şöyle sarılı beyazlı, düz sarılı, öküz gözü gibi, kırdan toplanmış papatyalar değil de, demet demet kırmızı gül? onların sevgi dili yok mu?. onlar duygu simgesi gül kat... ama bir tek!. benim tek gülümsün, gönlümdeki yerin kır çiçekleri kadar engin, kır çiçekleri kadar zengin ve doğal, demiş olmazmısın? ama senden iyisini bilecek değiliz ya!. kırmızı gülüseçmişsin sen. hem de demet demet... ha bir de 'balam' meselesi var! yavrum diyorsun... 'nenni' diyorsun 'gitti gelmez' diyorsun. yoksa bir ananın balasına, yavrusuna çağrısı mı bu? şol revan'da kalan balası üstüne mi söylenmiş?. revan, bugünkü adıyla erivan, yani günümüzde ermenistan'ın başkenti... türkümüze konu olan olayın geçtiği zaman ise, büyük olasılıkla 17. yüzyıl sonrası... neden derseniz, revan osmanlının önemli bir ticaret merkezi o zamanlar. ama bir ara elden çıkmış, safeviler işgal etmiş. yıl 1635. dördüncü murat ikiyüzellibin kişilik bir orduyla revan seferini düzenlemiş. sekiz ay, yirmi dokuz günlük kuşatma sonunda, revan yeniden osmanlı topraklarına katılmış. eskisi gibi kervanlar gider gelir olmuş. mal götürüp, mal getirmişler... memet de gidip gelen kervancılardan birisi... anasının da tek 'balası'... tek oğlu!. erzurum yöresinde üç beş dönümlük tarlalarını ekip dikiyorlar... yetiştirdikleri ürünü de kervana katıp, revan'da satıyor memet... memet de memet hani... karayağız bir delikanlı... taşı tutsa, suyunu çıkaracak kadar güçlü. bir de alışkanlığı var memet'in. her akşam tarla dönüşü, bahçelerden derlediği demet demet gülleri getiriyor anasına.. anayla oğul arasında bir simge gibi kırmızı gül demeti... sevgi saygı simgesi. gülleri evinin duvarına asıp kurutuyor ana... onlara baktıkça oğlunu görür gibi oluyor... hele memet kervandaysa. gözü gönlü kırmızı gülün kurumuş, gazelleşmiş demetinde ananın. rüyaları hep memet üstüne... revan yollarını düşlüyor hep. kimi zaman kara saplanmış görüyor kervanı. kanter içinde uyanıyor. hayra yormaya çalışıyor. kimi geceler de toza dumana katılmış kervanın, atının eşeğinin devesinin bir toz bulutu içinde kayboluşunu düşlüyor. bir hortum, yutuyor kervanı. koca kervan döne döne göğe çekiliyor. geride ne bir at, ne de bir deve, ne de insan kalıyor. memet'i arıyor gözleri. kara yağız, kaytan bıyık memet, ellerini uzatıyor anasına. 'tut ellerimi' diyor. ama ne gezer. anasının elleri boşlukta kalıyor. sözün kısası günü gelip de kervan revan'dan dönene kadar bu böyle sürüp gidiyor. kervanın dönüşünü dört gözle kışın yola saldığı oğlu yazın dönüyor .bazen de tersi oluyor . kervanın dönüşü, bayram gibi! kimi kocasını, kimi yavuklusunu karşılıyor. kimi analar da oğlunu. sarılıp, ağlayanlar, sevinç gözyaşı dökenler. yemen seferinden döner gibi. gerçi savaş dönüşü değil ama; hastalığı sağlığı var... karı var, ayazı var!. bir de salgın hastalık söylentisi yayılmış. veba hastalığı kırıp geçiriyor ortalığı. ilkin bir ateş sarıyor bünyeyi. kusma, iltihap, baş dönmesi. en sonunda da sayıklama. artık kurtuluşu yok. sayıklaya sayıklaya götürüyor insanı. en erken üç gün. en geç yedi gün içinde başlıyor sayıklama... kurduğu tüm dünya yok oluyor bir anda insanın. sevgiliye özlem, alınan armağanlar. söylenecek güzel sözler. ''sensiz olamam. sen benim her şeyimsin. güne seninle başlıyorum. seninle bitiyor gecem. zaman yitirmemek gerek demiştin. oysa günler su gibi geçti. ne bir ses; ne bir nefes. düşlerdeki yerin hariç. oysa seninle her şeye yeniden başlayacaktık. öyle demiştik. ''yaşam o kadar kısa ki; hiç zaman yitirmek istemiyorum seninle olmak için''. bunları sen söylemiştin. sıcaklığın avuçlarımdaydı. kuytu bir sokak arası mıydı?. yoksa aşıklar yoluna girişte miydi? bir tek gözlerin kalmış belleğimde. bir de kuşların bitmeyen şakımaları. ne de güzel batmıştı güneş. alaca ışığın, alaca karanlığa dönüştüğü an. akşam güneşinin, yavaş yavaş yok oluşu muydu güzel olan?. yoksa alaca ışığın, alaca mutluluğa dönüştüğü an mıydı en güzeli. bahar mı kokuyordu saçların. yoksa gerçekten bahar günleri miydi? işte böyle sevgili. ben şimdi senden uzak. seni sayıklıyorum. ellerini tutabilsem yeniden. yüzüme dokunsa saç tellerin. ama ne gezer!. kuytulardan kaybolmayı severim demiştin. aniden yok oluyorsun düşlerimden. ellerim boşta kalıyor. hem anamın hıçkırığı niye. uzattığım ellerimi tutsa ya! ateşler içindeyim. bildiğim türküleri mırıldanıyorum; elde baş yastığa gelende,gayet yaman olur işi garibin,gelen olmaz giden olmaz yanına,bir çalıdır mezar taşı çalının dibine gömüyorlar memet'i. söylenecek sözleri, sevgiliye, anasına özlemiyle birlikte örtüyorlar üstünü. kara toprak alıyor bağrına. gençmiş... sevenleri varmış... anası yavuklusu yol gözlüyormuş. ecel bu! kimini sele, kimini yele verir. memet'i de revan'da vebayla yakalıyor. sayıklaya sayıklaya gidiyor memet. kucak dolusu kırmızı güller elinde kalıyor. sevgiliye özlemi de dilinde!. artık bir çalıdır mezar taşı memet'in!. bir tek memet değil vebaya teslim olan. kervanın çoğu kırılıyor. sahipsiz mezar oluyor revan ' da. kalanlar perişan. utangaç. yaşıyor olmaktan utanıyorlar sanki... sanki ölenlerin sorumlusu ölmeyenlermiş gibi... ağır ağır erzurum'a giriyor kervan. analar, bacılar, sevgililer, oğullar, eşler... meraklı gözlerle karşılıyor kervanı. aradığını bulan sarmaş dolaş. gözyaşları hıçkırıklara karışıyor. aradığını bulamayanlar, ilk rastladığına soruyor. ''oğlum memet'im nerede. birlikte çıktınız kervana. nerede kaldı''. sen sen ol da gel yanıtla. "ilkin kusma başladı. sonra da bir ateş. en son sayıklama başladı. tüm sevdiklerini bir bir sıraladı. titreye titreye sayıkladı. yedi gün dayandı memet. sonra... sonra bir çalının dibine gömdük onu''. gel de söyle bunu. söyleyebil!. hem de anasına... o ana deli olup dağlara düşmez mi?. avuçlarını göğe açıp ol tabipten medet dilemez mi?. kırmızı gülden merhemlik istemez mi?. karayağızın güzeli oğlunu, canından parçayı alıp götüren ölüme, ilenmez mi? ölümün hepsi kötü. ana, baba, anneanne, dede. hepsi kötü. dün var olan... soluyan, nefes alan; nefes veren. bir anda yok artık. yerinde yeller esiyor. şekli şemali, son sözleri, yavaş yavaş yok oluyor. belleklerden siliniyor. yaşlı ölümü neyse ne! ''öldü de kurtuldu" diyor insan. ya gencecik ölümler. muradı gözünde gidenler. anadır, alıyor veriyor. veriyor alıyor. oluru yok. diline kırmızı gülleri doluyor. ol tabipten medet diliyor. olmuyor. ver elini dağ yolları. dilinde türküsü. gönlünde oğlunun hayali. deli olup dağlara düşüyor. o'nu son görenler elinde bir demet kırmızı gül, dilinde ''kırmızı gül demet demet. sevda değil bir alamet şol revan'da balam kaldı. yavrum kaldı''... diye diye haykırdığını gül demet demetsevda değil, bir alametbalam nenni, yavrum nenni,gitti gelmez ol muhannet,şol revan'da balam kaldı,yavrum kaldı,balam nenni,kırmızı gül her dem olmaz,yaralara merhem olmazbalam nenni,yavrum nenni,ol tabipten derman gelmezşol revan ' da balam kaldı,yavrum kaldı,balam gülün hazanı,ağaçlar döker gazalı,karayağızın güzelişol revan ' da balam kaldı, yavrum kaldı,kaynakyaşar özürküt öyküleriyle türküler 2istanbul, 2001 hastane önünde incir ağacıkomşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır. hava değişimi olarak yozgat'a akdağmadeni gelir. sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. genç tedavi için istanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. ailesi cenazesini yozgat'a getiremez., istanbul'da kalır. deniz üstü köpürüşu ula'nın düğünleri düğündür hani...erkekler oğlan evinde yiyip içip yan gelirler; kız evinde de eğlence gırla gider. bağda üzüm toplayan, bahçede sebze çapalayan, tarlada tütün kıran kızlar; düğün günü, güzellik suyuna batıp çıkmış gibi olurlar. düğünlüklerini giyip, saçlarını tarayan kızlar, huri-melek vurup cümbüş çaldı mı; kendinizi düğünde değil, periler ülkesinde sanırsınız. kızlar salınır da, meydan kız yüzden, datça'lı durmuş senin çocuk kara-mara ama, hayli şirin yahu! diyenlere, göğsünü gere gere şu karşılığı verir-eee, ne olsa o'nun anası ula'lıdır...demesi o ki datça'lı durmuş'un; ula'nın havası-suyu, güzellikılıcasından daha etkilidir. bundan olacak, ula köylüklerinin köylüleri oğullarını ortaokulda okusun diye, kızlarını yorgan -dikiş öğrensin diye ula'ya yollamanın yolunu osman, dayısıoğlu nasuh çavuş'un gelin almasında ula'ya geldi. alay, koca marçal dağlarını aşıp ula'ya geldiğinde, kız evinde çalgı-çengi sürüp gidiyordu. ilçenin genç kızları halka olmuş; > oyununu hayat avlu kapısının yanındaki duvarın üstüne dikilip, oynayan kızlara bir göz gezdirdi. gözleri bir kızın üzerinde mıhlandı kaldı. hay bakmaz olaydı! osman'ın gönlü ırmak olup, balcıların kızı gülayşe'ye olanca gücüyle asıldığı halde, bakışlarını gülayşe'den koparamıyordu. sanki herkes osman"ın kime, hangi duyguyla baktığını seziyordu. osman ne gözlerine söz geçirebiliyordu, ne de gönlüne... artık gönlüne kendi beyni değil; gülayşe ile ona bakmış, gülümsemiş miydi, ne!osman, gelin alayıyle birlikte çaydere'ye dönerken; > dediği zaman, yanındaki çiftçilerin mehmet; > demekten kendini günden öte osman, ula düğünlerinin çağrılmayan konuğu olmuştu. çizmelerini parlatıp atına atlıyor, soluğu ula'da alıyordu. marçal dağlarında, kabaca pıynar'ın dibindeki yatıra mum adayıp, gülayşe'ye kavuşmak için dua etmeyi düğünlerde gülayşe'yi görmüyordu. ama bir de gördü mü, içinin tüm denizleri böyle bir düğünde, gülayşe'ye > diyecek cesareti toplayabilmek için, birkaç şişe rakıyı su gibi içti. neydi o öyle? ayşe mi dönüyordu, dünya mı?derken biri ilişti koluna-gel be dost, dedi, >çaydere'li osman, kendini ula'lı gençlerin sofra kurdukları hasırın üstünde buldu. herkes dostça bakıyordu kendisine. merhabalaştıktan sonra, bir kadeh sundular ona bekir'lerin selver, bağlamasını düzenleyip, telleri üzerinde, telleri gezdirirken sordu -merakımı bağışla osman arkadaş uia düğünlerini kaçırmayışının nedeni ne ola ki?o güne dek bağlamayı eline bile almamış olan çaydere'li osman, birden irkildi. yeniden doğmuş gibi oldu. selver'in elinden bağlamayı aldı. o gün çalıp çığırdığı, sevilen bir ula türküsü olarak günümüze kaldı. kuşkusuz yarına da kalacak >kaynakahmet gündaybağlama metodunotaları ile halk türkülerive türkü hikayeleri bodrum hakimi intihar eden mefaret hanım'ın öyküsü yarım asırdır filmlere konu oldu, türküsü bodrum ve milas yöresinin dilinden düşmedi ama kimse "gerçeği" bilemedi. bodrum hakimi, şimdi, tolga çandar'ın çıkardığı "türküleri egenin 2" albümüne adını verdi. işte size birden fazla gerçeği olan yaşanmış bir erken biçer ekinifeleğe kurban mı gittinbodrum hakimitürkiye'nin ilk kadın hakimlerindendi bodrum hakimi. tek görev yeri bodrum değildi elbet, ama bodrumlular onu öyle sevmişlerdi ki... bu dürüst, gözüpek, "erkek gibi" hakim hanıma saygıyla karışık bir sevgi duyuyorlardı. aslen nereli olduğu önemli değildi, "bodrum hakimi" idi o."mefaret tüzün bodrum hakimi tavşanlı 1906 - bodrum 1954türkiye'nin ilk kadın hakimlerinden olan tüzün, 24 eylül 1951 yılında bodrum'da göreve başladı. keşiflere at sırtında gidip gelen hakime hanım, cesurluğu ve girişimciliğiyle kısa zamanda yöre halkının sevgisini kazanmıştı. 1954'te kaybettiği nişanlısının ardından tüzün'ün de beklenmedik ölümü, bodrum'da büyük üzüntü yarattı. bodrumlular, hakim'e olan sevgilerini adına bir türkü yakarak yaşatmaya çalışmışlardır".bodrum'da iz bırakanlar takviminde böyle tanıtılıyor bodrum hakimi mefaret tüzün. hakkında bundan fazlasını öğrenmek de pek mümkün değil zaten. denediğiniz zaman resmi makamlardan da bodrum'un yaşlılarından da aynı tepkiyi alıyorsunuz "niye soruyorsunuz? geçmiş zaman, ne olmuşsa olmuş bitmiş işte, öğrenip de ne yapacaksınız?" bodrumlular söz birliği etmişçesine 43 yıldır saklıyor mefaret hanım'ın ölüme götüren hanım'ın arkasından halkın yaktığı türküyü yıllar sonra seslendirip yeni albümüne alan tolga çandar, uzun süre bu sırrın izini sürmüş. ama zar zor açtığı her kapının arkasında birbirinden farklı öyküler çıkmış bir tanesine göre, hakim hanım bodrum'da bir gence idam cezası vermiş. bunun üzerine çocuğun ağabeyi onu kaçırıp turgutreis'in karşısındaki çatal adalarında tecavüz etmiş. bundan çok etkilenen mefaret hanım da dönüşte kendisini diğer öyküler ise ayrıntıları farklı olsa da mefaret hanım'ın ölümünün arkasında bir aşk olduğu yolunda. bunlardan biri, "bodrum hakimi" filmine de konu olan öykü. türkan şoray'ın bütün azametiyle canlandırdığı muhteşem hakim hanımın hiçbir zor karşısında eğilmeyen başı sonunda bir aşka yenik düşüyordu. ya sevdiği adama ölüm cezası verecekti, ya da... ikinci yolu seçti bodrum bodrum'un dağlarında ceylanlar dolaşırkara haber mefaret hanıma pek tez ulaşırbodrum'da sıkı sıkı mühürlenmiş ağızlardan yarım yamalak dökülenler ise, hakim hanımın sevgilisinin filmdeki gibi bir suçlu değil, bodrum'un savcısı olduğu yönünde. ama bu aşkın mefaret hanım'ı neden intihara sürüklediği konusunda rivayet muhtelif. karşılıksız değildi aşkı besbelli. ama herhalde evlenemeyeceklerdi. ama neden? savcı evli miydi, ya da önce evlilik vaadettiği mefaret hanım'ı sonra terk mi etti... büyük olasılıkla bodrumlular pek sevdikleri "hakim hanım"larına böyle gayrimeşru bir ilişkiyi yakıştırmak istemediklerinden susuyorlar bu konuda, takvimlerinde bile "nişanlısı" sıfatını kullanmayı tercih hanım'ın son gecesine ilişkin anlatılanlar ise daha da hazin. milaslı türk sanat müziği bestekarı zeki duygulu'nun konseri var o gece. bodrumlular ciple milas'ın yolunu tutuyor. mefaret hanım da aralarında. ve o gece konserde bir şarkıyı tam üç kez çaldırıyoruslu dur kadınım çıldırtma beniben artık bildiğin o ten değilimbir başka yağmurla ıslak mendilim yeter artık ağlatma beniuslu dur kadınım çıldırtma benidökülmüş yaprağım, sararmış güzüm çiğli kirpiklerle yaşlıdır gözümbu gurbet ellerde ben bir öksüzüm yeter artık ağlatma beniuslu dur kadınım çıldırtma benibu konser bodrumlular'ın mefaret tüzün'ü son görüşü oluyor. tolga çandar o gece kendini asan hakim hanımın ölümünün bodrum'da ne büyük bir üzüntü yarattığını annesinden dinlemiş. o zamanlar henüz çocuk olan annesi tarlada çalışırken gelen ve mola veren otobüsü ve üstündeki cenazeyi hiç unutmamış. yıllarca ne bu öykü düşmüş dilinden ne de bodrum hakimi'nin hanım'ın memleketi kütahya tavşanhakim hanım sen eyledin bizleri perişanbu kütahya konusu da ayrı bir muamma. takvimde de türküde de mefaret hanım'ın tavşanlılı olduğu söylense de bunun aslı yok gibi. tavşanlı kaymakamıyla konuşan tolga çandar hakim hanım'ın bir süre tavşanlı'da görev yaptığını, tıpkı bodrum'daki gibi yöre halkı tarafından çok sevildiğini, giderken de gözyaşları içinde konvoylarla uğurlandığını öğrenmiş. mefaret tüzün'ün gerçekte tekirdağlı olduğu kendisini çocukluğundan beri derinden etkileyen bu kadının peşini bırakmamaya kararlı. elinde bodrum kaymakamlığından zar zor edindiği sararmış bir fotoğraf var. hakim'in sevgilisi olduğu söylenen savcıyı aramış, bulamamış, akrabalarına sormuş, öğrenememiş, şimdi adalet bakanlığı'nda araştırmalarına devam ediyor. bu arada da hiç olmazsa bir türküyle bu talihsiz kadına bir selam bodrumlular'ın yaktığı bir ağıt ama milaslı radyo sanatçısı nazmi yükselen onu trt repertuvarına girecek şekilde düzenlemiş ve 60'lı yıllarda plağa okumuş. işin ilginç yanı, tolga çandar yunan adası kos'ta da dinlemiş bu türküyü. hemen sormuş "bu ne?" diye, "karşıda yaşanmış bir öykü" demişler. şimdi tolga çandar'ın sesiyle yeniden hayat buluyor "bodrum hakimi"nin öyküsü. çok sade, tek bir bağlamayla, kırk yıl uzaktan yürekleri dağlamaya devam ediyornasıl astın mefaret hanım ipe de kendinialtın makas gümüş bıçak ile doğradılar tenini kiziroğlu mustafa bey bu türküyü dinleyen herkesin kafasında bir soru belirir. kim bu kiziroğlu mustafa bey ? köroğlu ile ne ilgisi var? bu türküyle ilgili birçok söylenti var ama en ilginci sanırım bu. kizir, kars'ın susuz kazasına bağlı bir köydür. bu köy kısır dağlarının geniş eteklerine kurulmuştur. köyün dört bir yanından ise soğuk pınarlar akar. köy düz toprak damlı evlerden oluşmaktadır ve köyün hakim bir yerin de de bir kale kalıntısı vardır. köylüler kiziroğlu'nun kalesi derler buraya. kiziroğlu bu köyde yaşamış ve bura da efsaneleşmiştir at binip kılıç kuşanırsöylentiye göre şimdiki kiziroğlu köyü’nün yerinde bir birinden uzak yirmi yirmi beş kadar ev bulunmaktaymış. bölge dağlık ve ormanlık olduğu için insanları da bu nedenle olacak ki çok serttir. o zamanlar burada yaşayan insanların başında bulunan kişiye "kizir" derlermiş. kizir muhtar demektir. gün gelmiş zamanın kizirinin ünü tüm anadolu'ya yayılmış. tüm kötüler ondan korkar olmuş. gel zaman git zaman kizirin bir oğlu olmuş. daha küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş. işte kiziroğlu mustafa bey bu çocuk. bütün çocukluğu kısır dağı’nda at binip avlanmakla geçmiş mustafa'nın. o da babası gibi büyüyünce namlı bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya başlamış. zaten onun bulunduğu çevrede kimse haksızlık etmeye cesaret edemezmiş ya . köroğlu doğuya geliro sırada doğuya gelen köroğlu kısır dağları’nda ferro deresine yerleşir, amacı doğudaki haksızlıkları yok etmek. bir gün köroğlu bir at gezisinde kizir köyü’nü görür, "burada ki adaletsizlikler de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar. işlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan kiziroğlu köye döndüğünde köroğlu’nun kalesini görür. sinirlenir. köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "sen kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" her ikisi de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş. köylülerin söylemesi böyle. yiğitlerin kavgasıo zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış. köroğlu ve kiziroğlu günlerce at üstünde kavga etmişlerse de yenişememişler. kılıç kavgasında ve güreşte de yenişememişler. mustafa bey’in atı ala paça da köroğlu'nun atı kırat’la güreş-mekte. mustafa bey şöyle bir geri bakmış ki ne görsün atı ala paça köroğlu’nun atını alt etmiş duruyor. "ola benim atım köroğlu'nun atını alt etmiş, ben köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip gayrete gelmiş köroğlu'nu yere vurmuş. tam kamasını çekmiş vuracağı sırada köroğlu "dur yiğit, bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla helalaşayım" demiş. mustafa bey bırakmış. köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle anlatmaya başlamış. bir atı var ala paça peh peh pehmecal vermez kırat kaça hey hey heyaz kaldı ortamdan biçeağam kim, paşam kim, nigar kim,hanım kimkiziroğlu mustafa beybir beyin oğluzor beyin oğlu diye...köroğlu geciktiği için evine kadar gelen kiziroğlu kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve utanır. kapıyı çalıp içeri girer. mustafa bey’i karşısın da gören köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken mustafa bey sarılıp onu öper. "sen benden daha yiğitsin köroğlu" der. köroğlu da "ben artık buradan gideyim burada senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz" der ve köyü terk edip batıya gider. anadolu insanının takdiriköroğlu'nun bolu dağları’ndan çıkıp ta kars'a gelmesi o zamanın koşullarında olanaksız gibi. ama halk düşüncesi iki yiğidi doğu anadolu da önce çarpıştırıyor sonra barıştırıyor. bu, anadolu insanının kahramanlarına, haksızlıklara direnenlere verdiği değeri gösterir. kiziroğlu öyküsü tepeden inmemiştir, böyle bir yiğit yaşamış ün almıştır. halk da bu söylenceyle kiziroğlu'nu saygı ve sevgiyle anmaktadır. ferayi'dir kızın adışu bizim milâs, tarih boyunca iki uygarlığa başkentlik etmiştir. ilkin halikarnassos'tan bodrum'dan önce karya krallığına; daha sönra da menteşe beylerinden yakup'un oğlu ilyas, av meraklısı, dağlar sevdalısıymış. silahını omuzladığı gibi, dağlara düşermiş. o dağ senin, bu dağ benim. hani, bizim muğla'mızın dağları da dağdır ha. adam, avcı olmasa bile aç kalmaz muğla dağlarında. mevsimine göre çıntar mantar toplar, közde kebap edip yer. mersindi, çilekti, geyik elmasıydı, haruptu, incirdi; doyurur karnını. sözün akışını değiştirmiyelim; ilyas bey'den anlatıyorduk bu ilyas bey, bir ilkyaz günü muğla dağlarında av ardında koşuyormuş. göktepe dolaylarında olacak; dünya güzeli bir yörük kızına rasgelmiş. bilinir ki; yörükler yazı yaylada, kışı yazıda ovada geçirirler. ilyas bey; bu beceneıssız dağ başında bir güzeller güzeliyle karşılaşınca şaşırmış- in misin, cin misin? diye sormuş. kız- ne in'im, ne cin! sencileyin bir peki, ne arıyorsun bu dağ başında?- kuzularımı, oğlaklarımı güderim. ya sen?- ben mi? av avlayıp kuş kuşlardım ki; bugün bahtım karşıma seni çıkardı. adın ne senin?- ferayi. ferayi. ferayi...- benim türkmen adımı beyenmedin yalım "galiba"?- yoo. çok beyendim de, beyendiğimden, düşürmem adını ya senin adın ne? neyin nesi, kimin fesisin?- adım ilyas. yakup beyin ooo. beyimizin oğlu beyimiz onurlandırmış obamızın konduğu yerleri. ne mutluluk canımıza. hadi, çadırımıza buyur da, bir tas ayran sunayım sana. açsındır, çökelek bey, ferayi'nin sunduğu çökeleği bazlamaya sarıp yemiş, tas tas ayran içmiş. bir yadan da, ferayi'yle evlenmeyi kafasına koymuş, içini açmış- benle evlenir misin ferayi?- bunu anam-atamla konuşman gerek bey..ilyas bey dönmüş milas'a. anasına iletmiş kararını- ana can, hep, benim evlenmemi ister durursun değil mi?- hemde nasıl! hayrola, buldun mu yoksa gönlünün sultanını?- buldum ana. senden dileğim odur ki; dileğimi bey babama olur oğul. kim ki gelinimiz olacak kız?- göktepe'de oba kurmuş yörük kızı bey, adamlarından birkaçını yanına alıp, varmış, ferayi'nin obasına. hoş-beşten sonra da çıkarınış ağzında baklayı- gelişimiz şundandır ki; diye söze başlamış... "bahçenizdeki gülü dermeye geldik, sizinle kardeşlik olmaya geldik... oğlum bir beyenmiş ferayi'yi, ben iki beyendim..."bey bu, sözü buyruktur. ferayi'nin babası da mırın-kırın etmemiş- civan oğlun ilyas'a kız vermek, obamıza şan verir, hazırlıklarına tezelden başlanması kararlaştırıldıktan sonra konuklar daha oturmamışlar. muştuyu ilyas'a ve halka vermek için, milâs'a doğru yola obadan uzaklaşırken, ferayi'nin ağabeyi mıstık dönmüş sürüyü yaylatmaktan. neler olup bittiğini sormuş babasına. babası- obamızın başına devlet kuşu kondu oğul! diye girmiş söze; "yakup beyoğlu ilyas bey, bacın ferayi'ye gönül koymuş ki; babası ferayi'yi istemeye gelmiş..."mıstık- o ilyas olacak beyoğlu ferayi'yi nerde görmüş? demiş ve "anlaşılan ferayi onunla yavuklanmadan nişanlanmadan görüşmüş. ben bunu ar ederim. ilyas kendine başka kısmet arasın" diye eklemiş. nice ısrar etmişlerse de, "nal" demiş, "mıh" dememiş ferayi, bakmış ki başka yol yok; haber salmış ilyas bey'e"- beni falan gün kanlı kapuz'un kanyonun ağzında bekle. ben çeyizimi sarı mayaya dişi deveye yükler gelirim. ordan da kaçarız birlikte..." ilyas bey, atlamış atına, kavil buluşma yerine doğru yola düzülmüş. gelin görün ki; mıstık sezmiş olan biteni. izlemiş ferayi'yi. kanlı kapuz'un başında yakalamış. "demek ilyas'la kaçacaksın ha?" diyerek, çekmiş bıçağını, delik-deşik etmiş biricik bacısını. sonra da kendini, kapusun kara derinliklerine atmış. ilyas bey kavil yerinde, çeyiz yüklü sarı mayayı başıboş görünce, yüreği ağzına gelmiş. az sonra da ferayi'nin, al kanlar içindeki ölüsünü bulmuş. bunun üzerine ilyas bey ne yapmış, bilmiyoruz. bildiğimiz bir yey var halk usta, bu acılı öyküyü türküleştirmiş, dünya durdukça çığrılsın; sevenlerin arasına kimse girmesin diye ferayidir gızın adı ferayi de yandım amanesmer yarim de aman da ferayitürkmen de gızı,katarlamış mayayı of yandım amanesmer yarim de aman da mayayıninni ninna,ninni ninnana,nininih,ninaynamaman da aman ferayidemirciler demir döğer,tuncolur öf yandım amanesmer yarim de aman da tuncolursevip sevip ayrılması,gücolur öf yandım amanesmer yarim de aman da gücolur kaynakahmet gündaybağlama metodunotaları ile halk türkülerive türkü hikayeleri ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.
Erzurum'un En Sevilen TürküleriErzurum, birçok medeniyete ev sahipliği yapan illerimiz arasındadır. Erzurum' da yaşayan medeniyetlerin eserleri ve kalıntıları bulunmaktadır. Doğal güzelliklere ve muhteşem bir manzaraya Anadolu'nun en büyük şehri olarak bilinen Erzurum, mimari yapısı ve mistik güzelliği ile Anadolu'nun en ilgi çekici kentlerinden biri olmayı başarmıştır. Bunların yanı sıra yöresel ezgileriyle sevilen illerimizde bir tanesidir. İşte sizler için bir araya getirdiğimiz en sevilen Erzurum türküleri ve hikayeleri...Burc Üstünde Bayrakları Diktiler Cahit Öztelli'ye ait olan bu eserin geçmişi yaklaşık 250 yıllıktır. Geçmişte Doğu illerimizin ele geçirilmesinin hikayesini üstünde bayrakları diktilerO zaman da Cafer Han'ı vurdularAdi deyli deyli deyliAl hançeri vur sinemeGör içinde neler varAdi deyli deyli deyliEla Gözlüm Ben Bu Elden GidersemErzurum yöresinden Hulusi Seven ve Emin Aldemir'e ait türküdür. Birçok ünlü sanatçı tarafından seslendirilmiş, sevilen bir gözlüm ben bu elden gidersem,Zülfü perişanım kal melul et, aklından çıkarma beni,Ağla gözyaşını, sil melul Gül Demet DemetMuharrem Akkuş'a ait olan bu eser, Ali adında genç bir delikanlının hikayesini anlatmaktadır. Ali yeni evlenmiş yağız bir delikanlıdır. Daha evliliğinin kırkı çıkmadan askere çağırılmış, sevdiğini annesiyle bırakıp askere bir süre geçtikten sonra, köye askerlerin döneceği haberi gelmiştir. Sevinç içerisindeki annesi gelince tren istasyonunda bekleyeceğini, onun hazırlıklara devam etmesini söyler. Hava kararıncaya kadar bekleyen kadın, en sonunda eve döner ve gelinin odasından gelen seslerle şok olur. Namuslarının kirlendiğini düşünen anne, silahı alır ve yorgana doğru mermileri boşaltır. Daha sonra vurduğu oğlanın Ali olduğunu gören anne aklını yitirip yollara düşer...Kırmızı gül demet demetSevda değil bir alametGitti gelmez o muhannetŞol revanda balam kaldıPınar Başından BulanırSeyfettin Sığmaz'a ait olan bu eser, Erzurum'un sevilen türkülerinden başından bulanır Canım Oyİner ovayı dolanır Canım OySende çok haller bulunur Canım OyEledim Eledim Höllük EledimErzurum yöresinin en bilinen ve sevilen türkülerinden biridir. Türkü Muharrem Akkuş ve Yücel Paşmakçı'ya aittir. Türkünün hikayesi hakkında kesin bir bilgi olmasa da rivayetlere göre şöyle anlatılmaktadırGenç evli bir çiftin çocukları olmamaktadır. Bu nedenle onlarda kimsesiz bir erkek çocuğunu evlat edinirler. Kadın ile çocuk arasında fazla yaş farkı yoktur. Kadının kocası genç yaşta ölünce, kadın dul kalır. Evlatlığına aşık olan kadın, bunu kimselere diyemez. Oğlan askere gider ve askerde ölür. İşte bu gizli sevdanın türküsü olduğu söylenmektedir. İlk dörtlüğü ise şöyledirEledim eledim höllük eledim,Aynalı beşikte canan bebek besledim asker eyledim,Gitti de gelmedi canan buna ne çare,Yandı ciğerim de canan buna ne Güzel Dolanda GelMuharrem Akkuş'a ait olan bu eser, Erzurum yöresine aittir. Sevilen türkünün ilk dörtlüğü ise şu şekildedirA güzel dolan da gelÇevreni saran da gelBen mayil oldum sanaYaramı saran da gelSarı GelinErzurum yöresine ait olan bu türküyle ilgili, Azeri ve Ermeni türküleri olduğuna dair iddialar bulunmaktadır. Erzurum yöresine ait olduğunu savunanlar türküyü Kurtuluş Savaşı yıllarına dayandırmaktadır. "Sarı Gelin"in Ermeni kızı olduğunu, türkü, bir dadaşın bu kıza olan aşkını anlattığı söylenmektedir. Sözleri ise şöyledirErzurum çarşı pazarLeylim aman aman leylim aman amanLeylim aman aman sarı gelinİçinde bir kız gezerHop ninen ölsün sarı gelin amanSarı gelin aman sarı gelin aman suna yarimUykudan Uyanmış Gözleri Bir HoşErzurum yöresine ait olan bu türkü, Aşık Dursun Cevlani ve Muzaffer Sarısözen'e aittir. Türkünün ilk dörtlüğü ise şöyledirAmmanUykudan uyanmış gözleri bir hoşDedim sarhoş musan söyledi yoh yohAğ elleri boğum boğum gınalıDedim yar bayram mı söyledi yoh yohVardım Ki Yurdundan Ayağ GöçürmüşErzurum'da çok söylenen, dinlenen ve sevilen bir türküdür. Bayburtlu Zihni'nin gazelidir. Ziyaettin Fahri Bey, Bayburtlu Zihni namındaki eserinde bundan bahsetmiştir. Türkünün sözleri ise şöyledirVardım eşiğine yüzümü sürdümEtrafını bütün dikenler aldıA dileyli leyli leyli a leyli yahuYüksek mihrabında yazılar gördümKimbilir ne mutlu zamandan kalmışA dileyli leyli leyli a leyli yahuYaz Gelende Çıkam Yayla Senin BaşınaErzurum yöresine ait bir uzun hava olan bu eser, gurbet hikayesini anlatmaktadır. Türkü Faruk Kaleli'ye aittir. Sözleri ise şöyledirYaz gelende çıkam yayla senin başına Canım BaşınaKurban olam toprağına taşına oy oyZalım felek ağu kattı aşıma Canım AşımaAğam nerden aşar yolu Ey yaylanın Ey yaylanın Bingöl'ün
Beğen Takip Et İzleyiciler İzleyiciler Subscribe Çarşamba, Ağustos 10, 2022 Ana Sayfa İletişim Formu Kullanım Koşulları Köşe Yazarları FOTOĞRAF GALERİSİ VİDEOLAR Ana Sayfa ATATÜRK Nutuk Tam Metin Nutuk’tan Özetler Atatürk Şiirleri Atatürk Yazıları Atatürk’ten Anılar Atatürkçü’nün El Kitabı ATSIZ Makaleler – 1 Makaleler – 2 Makaleler – 3 Makaleler – 4 Türk Tarihinde Meseleler 3 Mayıs 1944 Türkçülük Dâvâsı Bozkurtlar Diriliyor Bozkurtların Ölümü Şiirler – Yolların Sonu TÜRK TARİHİ Türk Büyükleri Kahramanlar 57. Piyade Alayı Tarihçesi Balkan Bozgunu Türk Tarihi Makaleleri Ermeni Mezalimi Tarihi Olaylar Türk Ordusu Türk Tarihi Türk Kültürü TÜRKLER İlk Çağ Orta Çağ Osmanlı Dönemi Cumhuriyet Dönemi Türk Dünyası MİTOLOJİ Geleneksel Türk Dini Türk Mitolojisi Türk Destanları TÜRK YURDU Anayurt Anadolu Türk Yurtları Azerbaycan Doğu Türkistan Kazakistan Kırgızistan Kırım Türkmeneli Yeni Yılımız Nevruz Tarihi Eserler ŞİİRLER Ali KINIK Almas Yıldırım Mehmet Emin YURDAKUL Nihâl MİRDOĞAN N. Y. Gençosmanoğlu Ozan ARİF Yavuz Bülent BAKİLER Şairlerimiz DOST KAPISI Öğretmenlerimiz Doğa Dostluğu Dost Hikayeleri Dost Sitemleri Dostluk Kapısı Özlem Sayfaları Sevda Mektupları Sevgi Sayfaları Türkülerin Hikayeleri Kitap Tanıtım TURKOLOJİ Türkoloji Türk Dili AnasayfaDOST KAPISITürkülerin Hikayeleri Tarama Kategorisi Türkülerin Hikayeleri Yemen Türküleri 1839 yılında Aden'i ele geçiren İngiltere Yemen halkını Osmanlı yönetimine karşı kışkırtmaya başladı. 1871'deki… Hey Onbeşli, Onbeşli… Taş döşeli yollardan şakırtılı at arabalarının gelip geçtiği demlerde Tokat bir dağ içindeyken, gülü bardağı…
İSTANBUL AA - Turkcell, yenilikçi teklif ve ürünlerinin tanıtımı için komedyen Doğu Demirkol ile anlaştı. Turkcell'den yapılan açıklamaya göre, müşterilerinin talep ve ihtiyaçlarına yönelik ürün ve hizmet çeşitliliğini her geçen gün artıran Turkcell, dijital marka ekosistemiyle müşterilerine özgün ürün ve hizmetler sunmaya devam ediyor. Turkcell, yenilikçi teklif ve ürünlerinin tanıtımı için komedyen Doğu Demirkol ile anlaştı. Turkcell'in marka yüzlerinden biri olacak komedyen Demirkol, Turkcell'in ürün ve tarifelerine yönelik yeni kurgu ve tekliflerini, "Türkiye'nin Dijital Hikayeleri" adlı iletişim platformuyla ekrana taşıyacak. Doğu Demirkol kullanıcılara yönelik özgün tekliflerin ve kurguların konu edileceği serinin ilk reklam filminde rol alacak ve yeni tanıtılan Esneyen Paket’i anlatacak. Ünlü komedyen serinin devamında ise farklı hikayeler ve farklı ürünlerle ekrana gelecek. - "Türkiye'nin Dijital Hikayeleri’ni anlatacağız" Açıklamada görüşlerine yer verilen Turkcell Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Alper Ergenekon, "Bugün Turkcell çatı markamız altındaki dijital ürün ve hizmetlerimizle, hayatın her alanında müşterilerimize çözümler sunan bir dijital ekosisteme sahibiz, ürün ve servislerimizle bir telekom operatörünün çok ötesindeyiz. Bununla birlikte hem çekim gücümüz hem mobil hem sabit yenilikçi tarife/paket kurgularımız, müşterilerimize dokunduğumuz çok önemli alanlar olmaya devam ediyor. İhtiyaçların değişimine paralel olarak iletişim ihtiyaçları da değişiyor. 'Türkiye'nin Dijital Hikayeleri' dediğimiz yeni iletişim çatısı altında da bu ürün ve hizmetlerimizi anlatacağız. Bu alandaki marka yüzümüz de samimi, gerçek, içimizden biri olan sevgili Doğu Demirkol." ifadelerini kullandı. Ergenekon, komedyen Doğu Demirkol ile yaptıkları iş birliğine ilişkin şunları kaydetti "Turkcell, müşterisini her zaman merkeze koyup onların iç görülerini anlayarak, yenilikçi kurgular geliştiren ve bunu kalitesinden ödün vermeden, iyi ve detaylı düşünülmüş bir müşteri deneyimiyle projeler hayata geçiren bir marka. Bu doğrultuda hayata geçirdiğimiz kurguları, tekliflerimizi de 'Türkiye’nin Dijital Hikayeleri' adlı yeni bir iletişim platformu altında, Türkiye’nin yeni nesil komedyeni sevgili Doğu Demirkol ile anlatacağız. Doğu, yaptığı işlerle hayatın çok içinde, başarılı bir isim. Bizim de hep söylediğimiz gibi Turkcell de hayatın içinde, hayata dokunan bir marka. Türkiye'nin Turkcell'i olarak varlığıyla ve yaptığı başarılı işlerle yüzleri güldüren, gündelik telaşları hafifleten, samimi, iyi bir hikaye anlatıcısı olan Doğu ile güzel işlere imza atacak olmak şimdiden heyecanlı ve keyifli." Turkcell'in her yaştan kullanıcıya hitap eden ürün ve paketlere sahip olduğunu belirten Ergenekon, "Turkcell olarak biz de yaşa, kullanıma ve ihtiyaca göre özelleştirilen, güvenli ve her yaştan kullanıcıya hitap eden ürün, paket ve tarifelere sahibiz, Esneyen Paket, gençler için GNÇ paketleri, Turkcell YapBoz’la kişiye özel tarifeler, güvenli ve uygun Çocuk paketleri ile kişiye özgün hizmet sağlıyoruz." değerlendirmesinde bulundu. - "Turkcell'le birlikte 'Türkiye'nin Dijital Hikayeleri'nin bir parçası olmaktan mutluyum" Komedyen Doğu Demirkol ise Turkcell ile yaptığı iş birliğine ilişkin olarak şunları kaydetti "Turkcell küçüklükten beri takip ettiğim, sevdiğim bir marka. Alternatifi yok. Turkcell ile birlikte Türkiye'nin Dijital Hikayeleri'nin bir parçası olmaktan mutluyum. Türkiye’de teknolojinin adaptasyonuna dair çok güzel hikayeler var. Amaç, bunların mizahi dille anlatılması. İnşallah herkes beğenir. Ben çekimlerde çok eğlendim, keyif dolu bir set macerası oldu. Herkes eğlensin, mutlu olsun diye çabalıyorum. Bilgisayar Mühendisliği okudum. Turkcell'e mühendis olarak girmeye çalışmış, CV göndermiştim. Kısmet bu projeyeymiş. Zaten oyuncu olmak istiyordum. Ne yaparsam yapayım, eğlenelim, mutlu olalım istiyorum." - Müşterilerin kullanımlarına uyum sağlayan yeni "Esneyen Paket" Turkcell'in yeni ürünü "Esneyen Paket"i müşterilerin kullanımlarına uyum sağlıyor, müşteriler "Paketim yetmedi" derdine "Esneyen Paket" ile çözüm buluyor. Paket, müşterilerin artan internet kullanımlarına bağlı olarak otomatik yükselen internet kotasıyla müşterilere kullanım kolaylığı sunarken, 5 GB'tan başlayan internet kotası, 5'er GB'lık artışlarla 25 GB'a kadar yükseltilebiliyor. Müşteriler değişen kullanım ihtiyaçları doğrultusunda istedikleri zaman tekrar 5 GB başlangıç seviyesine dönebiliyor. 5 GB seviyesine geri dönmek isteyenler, Turkcell’in tüm kanallarından istedikleri yerde ve istedikleri zamanda taleplerini iletebiliyor. Turkcell, müşterilerden gelen talepler doğrultusunda yenilikçi kurgularla kapsamlı tarifeler geliştiriyor. Kotası yıllık olan Dev Paketler ile aylar arasında farklı miktarlarda kullanımları olan müşterilerin ihtiyaçlarına çözüm sunulurken, müşteriler Rahat Paketler ile içerikleri faturasız gibi ihtiyacı olduğu kadar ve aşımsız kullanıyor, ödemesini ise kullandıktan sonra yapıyor. Turkcell Biz de müşterilere çeşitli avantajlar sunuyor. Çocuklar "Çocuk Paketleri"yle güvende oluyor. Çocukların dijital dünyada faaliyetleri arttıkça güvenlik konusu da öne çıkıyor. Turkcell, Çocuk Paketleri ile 7-15 yaş arası çocukların internet kullanımını ve yaptıkları aramaları güvenli hale getirerek, ebeveynlere çocukları için ihtiyaç duydukları güvenlik ve kontrol çözümlerini sunuyor. İlk defa hem çocukların hem de ailelerin ihtiyaçları gözetilerek tasarlanan paketle ebeveynler, çocuklarının internet kullanımı ve aramalarını rahatlıkla kontrol ederken, çocuklar güvenli alanda dünyayla bağlantı kuruyor. Yakın zamanda hayata geçirilen "Turkcell Yapboz Dünyası" ile kullanıcılar kendilerine en uygun paketteki dakika, internet ve SMS miktarını kendi belirleyerek tarifelerini verimli bir şekilde oluşturabiliyor, fatura maliyetlerini düşürebiliyor. - Yenilenen "Turkcell Uygulaması" ile işlemler daha da kolay oluyor Turkcell yenilikçi kurguların yanı sıra kullanıcılar için en iyi deneyime odaklanıyor. Müşteriler diğer kanallarda kendisine çıkan tüm tekliflere farklı kanallarda vakit harcamadan Turkcell uygulamasından erişebiliyor. Sürekli geliştirilen Turkcell uygulamasıyla dilekleri zamanda ve istedikleri yerde, kontrat yenileme, paket değişikliği, ek paket alımı, fatura döneme, TL yükleme, kalan kullanımlarını sorgulama gibi tüm işlemlerini kolayca yapabiliyorlar. Uygulamadaki akıllı asistan Celly, müşterileri taahhüt bitişi hakkında haberdar ediyor, tekrarlı aşım yapanları uyararak, kotası kullanıma en uygun paketi öneriyor. Aşım yapanlar üst paketlere geçtiğinde kullanımları yeni paketler üzerinden düzenlenerek aşım ücretleri de siliniyor. Anadolu Ajansı ve İHA tarafından yayınlanan yurt haberleri editörlerinin hiçbir müdahalesi olmadan, sözkonusu ajansların yayınladığı şekliyle mynet sayfalarında yer almaktadır. Yazım hatası, hatalı bilgi ve örtülü reklam yer alan haberlerin hukuki muhatabı, haberi servis eden ajanslardır. Haberle ilgili şikayetleriniz için bize ulaşabilirsiniz
Yöresel Türküler ve Hikayeleri Çökertme Türküsü - Çökertme Türküsünün Hikayesi Bodrum YöresiMemleketin keşmekeş içinde olduğu, işgal ordularının yurdu parsellediği yıllardıEge de Yunan varEli silah tutan tüm gençlerin bellerinde pistov, ellerinde Rus filintası, sırtlarında yatakları, dağları, taşları, ovaları mesken tuttukları yıllarKüçük Menderes ten, Köyceğiz’e, Denizli den Bodrum’a her karış toprakta onların alın teriBir yandan işgalcilerle boğuşuyorlar, bir yandan da devletin seçip gönderdiği yöneticilerleBir yandan düşmanı kovalarken diğer yandan da işbirlikçilerle boğuşuyorlarİşte o yıllarda Halil adlı yiğit bir delikanlı vardıMerttiİyi silah kullanır, üç kuruşluk mevkiye boyun eğmezdiÇam yarması gibi, kaşı gözü ,eli yüzü düzgün, cesurduYiğitliği de dillerdeydiBir de “Bodrum kaymakamı” vardıHalk düşmanı , astığı astık, kestiği kestikİstanbul un da gözde adamıAdına da “Çerkez Kaymakam “ derlerdiHalk arasında “Kalleş Kaymakam” Bir eli yağda bir eli baldaSandal sefaları, gece alemleriEtrafında etek öpenler, fedailik yapanlarMilletin kıtlıktan kırıldığı günlerde yağlı ballı yemeklerle donatılmış sofralarBir de güzelliği tüm yörenin dilinde Çakır Gülsüm vardıBitez yalısında otururduSahilde şipşirin bir köyKöyün yakınlığından adına “Bitez yalısı” demişlerHerkes güzel Gülsüm ü yiğit Halil e yakıştırıyorduGülsüm adı Halil le beraber anılırdıBunca dillenen güzellik Bodrum Kaymakamının kulağına da ulaşmıştıEtrafındaki dalkavuk çömezler kaymakamın kulağını doldurmuşlar”Gülsüm güzel kızSaraylara layıkHalil gibi baş kaldırmış bir eşkıyanın eline düşerse yazık olurSen evet de on Gülsüm getirelim sanaZaten Halil dağda, çetelerle dolaşıyor” diyerek şişirmişlerAmaçları kaymakama yaranmak, hem de çıkarlarına taş koyan Halil e zarar vermekÇerkez Kaymakamın ın çok hoşuna gitmiş bu düşünce Hem güzel Gülsüm’e sahip olacak, hem de büyüklerinin kulağına gitmiş bir efenin nişanlısını kaçırıp daha da yaranacak onlaraKaymakam Bitez yalısına göndermiş kolcularınıBir feryat, bir figan sarıp sarmalıyıp götürdüler Gülsüm üGülsüm ün apar topar içine atıldığı sandal kıyıdan uzaklaşmak üzereyken çökertme tarafından hızlı hızlı gelen sandal göründüSandalın kürekleri kanat gibi açılıp kapanıyorduBir yanda kaymakam kolcularının sandalı bir diğer yanda da Bitez yalısına girdi girecek olan Halil’in sandalıYanında en güvendiği arkadaşı İbrahim Çavuşİbrahim Çavuş asılmış küreklere, Halil ise ayakta gözünü siperlemiş eliyle kolcuları gözlüyorMillet sahile dökülmüş yürekleri ağzında seyrediyor onlarıHalil’in sandalı uçuyor gibiİki sandal burun buruna geldi vuruşma başladıPatlayan silah sesleriVe ardından Gülsüm’ün figanıİbrahim Çavuş’un figanı İbrahim Çavuş kapanmış sandala haykırıyordu”GittiYiğit Halil gittiVurdular Halil’iKalleş Kaymakamın adamları vurdu HaliliKolcuların sandalı Bodrum’a hızla Gülsüm ü götürürken, Halil’in sandalı da ağır ağır sahile yaklaşıyorduSonra sandaldan çıkardılar Halil’iOluk oluk kan akıyordu İbrahim Çavuş’un kollarında verdi son nefesiniSonra kalabalığı bir uğultu sardıBir hıçkırık, bir gözyaşı seliBunların arasından da yanık içli bir ses yükseldiAğlayan,ağlatanÇökertme'den Çıktım Da Halil'imAman Başım Selâmet,Bitez De Yalısına Varmadan Halil'imAman Koptu KıyametArkadaşım İbram ÇavuşAllah’ıma Emanet,Burası Da Aspat Değil Halil'imAman Bitez Yalısı,Ciğerime Ateş Sardı,Telli Kurşun YarasıGüverte De Gezer İkenAman Kunduram Kaydı,İpekli Mendilimi Halil'imAman Mor Rüzgâr AldıÇakır Da Gözlü Gülsüm'ümüAman Kolcular Aldı,Gidelim Gidelim Halil'imÇökertme'ye Varalım,Kolcular Gelirse Halil'imNerelere KaçalımTeslim Olmayalım Halil'imAman Kurşun Sıkalım Cemalim Türküsü - Cemalim Türküsünün HikayesiŞen olasın Ürgüp dumanın tütmezKıratım acemi konağı tutmazOğlum da pek küçük yerimi tutmazCemalim Cemalim algın CemalimAl kanlar içinde kaldım CemalimÜrgüp'ten de çıktığımı görmüşlerTaşkadı'nın pınarına inmişlerBeni öldürmeye karar vermişlerCemalim Cemalim algın CemalimAl kanlar içinde kaldım CemalimCemal'in giydiği ketenden yelekAl kana boyanmış don ile gömlekBize nasip değil ecelnen ölmekCemalim Cemalim algın CemalimAl kanlar içinde kaldım CemalimTürkü, öldürülen Cemal'e, karısı Şerife tarafından yakılmıştır Şerife, 90 yıldan fazla yaşamış, 30 Kasım 1993 günü vefat etmiştir 14-15 yaşlarında Cemal'le evlenmiş, mutlu geçen birkaç yılı Cemal'in öldürülmesiyle sona ermiş, bu hadiseden sonra bir oğlu ile ortada kalmıştır Bu hadisenin oluş şekli ve ona yakılan ağıtı/türküyü bana, Şerife'nin daha sonra evlendiği Hayrullah'tan olan oğlu İsmet Aksoy göndermiştir Cemal'in öldürülme hadisesi ve türkünün tam metni şöyledirÜrgüp'ün Karlık köyünün eşrafından ve varlıklı bir ailesinden olan Cemal, kalleşlikle öldürülür Herkesçe sevip sayılan Cemal'in ölümüne yanmayan kalmaz Eşi Şerife acılarını yaktığı ağıtla hafifletmeye çalışır Yetim kalan oğlu Mustafa da, birkaç yıl sonra hasat zamanı bir atın tepmesi sonucu ölmüştürAğıt, Şerife'nin ikinci kocası Hayrullah'ın sonraki yıllar Refik Başaran'a "Herkese bir türkü okudun ama, bana okumadın" diye sitem etmesi üzerine Cemal türküsünü plağa okur Cemal Hayrullah'ın aynı zamanda amcasıdır Onun öldürülüşü Şerife kadar Hayrullah'ı da etkiler Şerife'nin türkünün her çalınışında gözünden iplik iplik yaşlar akıtmasını, Cemal'i bir türlü unutamamasını daima anlayışla karşılamıştır. Çarşambayı Sel Aldı Türküsünün Hikayesi Samsun - Çarşamba YöresiYöre Samsun / Çarşamba Çarşamba deyince bir yabancı hemen çarşambayı sel aldı türküsünü anımsarçarşamba her şeyden önce bu türküyle ünlenmiştirbu ün ardında nice acı ve gözyaşını taşıyortarih boyunca yeşilırmak nice canlar almıştır1970 lerde suat uğurlu ve hasan uğurlu barajlarıyla doğal akışa son verilmiştirartık yeşilırmak tan insan hayvan cesetlerievlerbeşikler ve birçok hayat nesnesi geçmiyorkısacası artık çarşamba yı sel almıyor yıllardır söylenensöylenecek olan bu güzel türküyü ve bu türkünün hikayesini hemşehrimiz sayın faik okutgen derlemiştir çarşamba yı sel aldı ahmet abdal deresinin kıysında yerleşmiş yoksul köy ailelerinden birinin oğluydubaharla birlikte yıllarca süren karasevdası karşılık bulmuşmelek kalbini açmıştıkısa zamanda yüzük takıp nişanlandılar ahmet yapraklar sararmaya durduğunda orduya yollandımelekse gözyaşlarıyla başbaşa kaldıağaoğlu mehmet ali melek e gözkoyduahmet in arkadaşları ne kadar uyardılarsa kar etmedi melek reddetti mehmet ali yibunun üzerine ağaoğlu adamlarıyla melek i dağa kaldırdıkötü haberi kuşlar uçurdu ahmet ekısa günde uçageldi aşkın delikanlısıkuşandı atını silahınıarkadaşlarıyla düştü yollaradağ tepe demedi gece gündüz melek i aradı ´meleeeeekmeleeeeek´ diye çığıra çığıra sesi uçtu önce bir çakal yağmuru uç verdisonra şimşek şimşek içinden çıktıçatırdadı koca gökyüzüışınlar çarşamba ovasını renkten renge soktune yağmur ne silinen izler aşkın atlılarını durduramadı tufan ikinci kez yaşanıtordu sankiyağmur yeşilırmak ı boğuverdiçarşamba ovası kaynayarak akan bir göle dödüştücanik dağları ndan aşağılara doğru bir çığ gibi önüne kattığı her şeyi sürükledi selevlerinsanlarbebek beşiklerihayvanlarkağnılar ağaçlar büyük küçük kayıklar çaltı burnu na doğru sürükleniyordu sonunda duruverdi yağmurgüneşle parladı yeşil çarşambausul usul bir gökkuşağı belirdisular günbegün çekildiçekildikçe hayat yeniden kurulmaya başladıyaralar sarılıyorevler onarılıyorduabdal deresi nin-yeşil ırmak a katılmak üzere-döküldüğü yamanın başında ahali toplanmaya başladıderenin eğimle indiği yamanın dibinde büyük bir kaya parçası vardıonun üstünde ise iki insanmelek ve ahmet ti onlarelele tutuşmuş sırtüstü öylece yatıtorlardıahali sel acısını unutmuş onlara yanıyorduhüzün gözyaşına döndü o büyük kaya parçasıahalinin üstünde toplandığı o taşyedi yerinden ayrıldıve her birinden bir servi boyu su fışkırmaya başladı bu hazin aşka doğa gözyaşı döküyordu ahali şaşkınlığın ardından dualar okumaya başladıdualar içten mırıltılarayıllardır can alan insanların acısını dile getiren dizelere dönüştü işte rivayet o rivayetderler ve hikaye ederler ki çarşamba yı sel aldı türküsü o acı mırıltılardan doğdu yedi yerinden su fışkıran kayanın olduğu yerde bir su değirmeni kuruldu ve o yöre o gün bu gündür değirmenbaşı olarak anıldıçarşamba daki değirmenbaşı mah çınar ağaşlarının gölgelediği ahşap değirmenin yedi taşı vardıyedi oluğuna su veren set üzerinden yedi kez yürümeksağ ve sol omuz üzerinden yedişer kez su atmak uğur sayıldıher hıdrellezde bu yaşandı1970 lerde değirmenin yıkımına değin bu gelenek sürdüÇarşambayı Sel AldıSamsun/Çarşamba-Yöre Ekibi-Nejat BuharaÇarşamba’yı Sel Aldı,Bir Yar Sevdim El Aldı Aman AmanKeşke Sevmez Olaydım,Elim Koynumda Kaldı Aman AmanOy Ne İmiş Ne İmiş Aman AmanKaderim Böyle İmişGizli Sevda Çekmesi Aman AmanAteşten Gömlek İmişÇarşamba Yazıları,Körpedir Kuzuları Aman AmanAllah Alnıma Yazmış,Bu Kara Yazıları Aman AmanA Dağlar Ulu Dağlar Aman AmanYarim Gurbette AğlarYari Güzel Olanlar Aman AmanHem Ah Çeker Hem Ağlar Kiziroğlu Mustafa Bey Türküsü - Kiziroğlu Mustafa Bey Türküsünün HikayesiBu türküyü dinleyen herkesin kafasında bir soru belirir Kim bu Kiziroğlu Mustafa Bey ? Köroğlu ile ne ilgisi var? Bu türküyle ilgili birçok söylenti var ama en ilginci sanırım bu Kizir, Kars'ın Susuz kazasına bağlı bir köydür Bu köy Kısır dağlarının geniş eteklerine kurulmuştur Köyün dört bir yanından ise soğuk pınarlar akar Köy düz toprak damlı evlerden oluşmaktadır ve köyün hakim bir yerin de de bir kale kalıntısı vardır Köylüler Kiziroğlu'nun kalesi derler buraya Kiziroğlu bu köyde yaşamış ve bura da efsaneleşmiştir derlerKüçükken at binip kılıç kuşanırSöylentiye göre şimdiki Kiziroğlu Köyü’nün yerinde bir birinden uzak yirmi yirmi beş kadar ev bulunmaktaymış Bölge dağlık ve ormanlık olduğu için insanları da bu nedenle olacak ki çok serttir O zamanlar burada yaşayan insanların başında bulunan kişiye "Kizir" derlermiş Kizir Muhtar demektir Gün gelmiş zamanın kizirinin ünü tüm Anadolu'ya yayılmış Tüm kötüler ondan korkar olmuş Gel zaman git zaman Kizirin bir oğlu olmuş Daha küçükken iyi at biner, kılıç kuşanır olmuş İşte Kiziroğlu Mustafa Bey bu çocuk Bütün çocukluğu Kısır Dağı’nda at binip avlanmakla geçmiş Mustafa'nın O da babası gibi büyüyünce namlı bir yiğit olmuş, haksızlık ve adaletsizliklerle savaşmaya başlamış Zaten onun bulunduğu çevrede kimse haksızlık etmeye cesaret edemezmiş yaKöroğlu doğuya gelirO sırada doğuya gelen Köroğlu Kısır Dağları’nda Ferro deresine yerleşir, amacı doğudaki haksızlıkları yok etmek Bir gün Köroğlu bir at gezisinde Kizir Köyü’nü görür, "Burada ki adaletsizlikler de benden sorulur" der ve gider orada bir kale kurar İşlerinden dolayı bir müddet köyünden ayrı kalan Kiziroğlu köye döndüğünde Köroğlu’nun kalesini görür Sinirlenir Köroğlu’nun yanına gider, sertçe çıkışır "Sen kim olasın ki benim yurdumda saltanat süresin" Her ikisi de bir birlerini kötü insan olarak bilirlermiş Köylülerin söylemesi böyleYiğitlerin kavgasıO zamanın adaletine göre iki yiğit dövüşür, galip gelen diğerini öldürüp savaşı kazanırmış Köroğlu ve Kiziroğlu günlerce at üstünde kavga etmişlerse de yenişememişler Kılıç kavgasında ve güreşte de yenişememişler Mustafa Bey’in atı Ala Paça da Köroğlu'nun atı Kırat’la güreş-mekte Mustafa Bey şöyle bir geri bakmış ki ne görsün atı Ala Paça Köroğlu’nun atını alt etmiş duruyor "Ola benim atım Köroğlu'nun atını alt etmiş, ben Köroğlu'nu alt etmezsem halim nic' olur" deyip gayrete gelmiş Köroğlu'nu yere vurmuş Tam kamasını çekmiş vuracağı sırada Köroğlu "Dur yiğit, bana biraz mühlet ver yiğitlerimi göreyim karımla helalaşayım" demiş Mustafa Bey bırakmış Köroğlu eve gidip olanları karısına sazıyla sözüyle anlatmaya başlamışBir atı var Ala Paça peh peh pehMecal vermez Kırat kaça hey hey heyAz kaldı ortamdan biçeAğam kim, Paşam kim, Nigar kim,Hanım kimKiziroğlu Mustafa BeyBir beyin oğluZor beyin oğludiyeKöroğlu geciktiği için evine kadar gelen Kiziroğlu kapı aralığından türküyü duyunca duygulanır ve utanır Kapıyı çalıp içeri girer Mustafa Bey’i karşısın da gören Köroğlu her şeyin bittiğini düşünürken Mustafa Bey sarılıp onu öper "Sen benden daha yiğitsin Köroğlu" der Köroğlu da "Ben artık buradan gideyim burada senin gibi mert ve yiğit biri varken kalmak olmaz" der ve köyü terk edip batıya giderAnadolu insanının takdiriKöroğlu'nun Bolu Dağları’ndan çıkıp ta Kars'a gelmesi o zamanın koşullarında olanaksız gibi Ama halk düşüncesi iki yiğidi Doğu Anadolu da önce çarpıştırıyor sonra barıştırıyor Bu, Anadolu insanının kahramanlarına, haksızlıklara direnenlere verdiği değeri gösterir Kiziroğlu öyküsü tepeden inmemiştir, böyle bir yiğit yaşamış ün almıştır Halk da bu söylenceyle Kiziroğlu'nu saygı ve sevgiyle anmaktadır. Aman Felek Kömek EyleAman felek kömek еyle bu gündeNagah yеrde geldi aldı derd beniGеce gündüz оda yandım alışdımTutdu yоlum yоlum yоldu derd beniGurbet еlde uca dağlar aşalıAh еtdikçe kara bağrım dеşeliBen Aslı imden ayrı düşdüm düşeliDelik delik еtdi deldi derd beniFelek benim ile inad еylediKem ile hicrandı töhfen söylediKeskin kılıcıyla bağrım tеylediBölük bölük еtdi böldü derd beniGеce gündüz kesmez gözümün yaşıSaldı kanlı felek başıma daşıErzrum dağında kеçirdim kışıAhır çölden çöle saldı derd beniBilmem hayal mıydı yоhsa düş kimiGeldi geçti bоran kimi kış kimiSefil Kerem yuvasında kuş kimiTutdu yоlum yоlum yоldu derd beniAşık KeremAman Felek Kömek EyleSоfu bunlardan da orada bulunan insanlardan Kеşiş'i sоruşturduDеdilerKеşiş buradan gеçip, Beyazıd şehrine gittiKerem ile Sоfu o gеce оrada kaldılar, seher vakti tеzden yоla düşüp Beyazıd'a doğru gitmeye başladılarKerem, dağ eteğini dolanan yol ile gidiyordu Gördü ki bu yеrde, yani, dağ eteğinde о kader çok turaç, keklik ve nice kuşlar var ki, yol üstünde, dağ eteğinde, о tarafa bu tarafa uçuşup duruyorlarBu olanca kuşların sevincini gören Kerem yürekten efkarlandıBirden bire Kerem'in halı perişan оldu, gönlü gam ile doldu Sofu'dan sazı istedi-Sofu şu sazımı ver bu kuşlara bir türkü söyleyeyimSofu sazı Kerem'e verdi, Kerem sazı sinesine basıp, halına münasip, gönlüne göre bir türkü söyledi. Hekimoğlu Türküsü ve HikayesiHekimoğlu derler benim de aslımaAynalı martin yaptırdım narinim kendi nefsimeKonaklar yaptırdım döşetemedimÜnye de Fatsa bir oldu narinim baş edemedimKonaklar yaptırdım mermer direkliHekimoğlu sorarsan narinim demir yürekliBahçe armut dibinde kaymak yedin miHekimoğlu'nu görünce narinim budur dedin miÇiftlice Muhtarı pşttur pzevnkHekimoğlu geliyor narinim uçkur çözerekHekimoğlu derler bir ufak uşakBir omzundan bir omzuna narinim yüz arma fişekOrdu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtirYörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu'na bağlanmıştır Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir Üstelik Hekimoğlu'yla görüşmeye başlamıştırİşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu'na düşman olur ve ona savaş açar Hekimoğlu'yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu'nu yaylım ateşine tutar Ötekiler de çevresini sararlar Hekimoğlu'yla Beyin adamları arasında yaman bir çatışma olur Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur Olaydan hemen sonra, Bolu da tek başına yaşayan anasının yanına gider Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir Anasıyla helallaşıp, yanına Mehmet adlı iki amca oğlunu alarak dağa çıkar Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadırHekimoğlu'nun dağa çıkış nedenini ve biçimini bilen, duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar Onun mertliği, yiğitliği ve doğru sözlülüğü köylüleri daha da etkiler ve her açıdan kendisine yardım ederler Özellikle yoksul köylülerle dostluk kurar, zenginlerden aldıklarıyla onlara yardım ederHekimoğlu, artık Gürcü Beyinin korkulu düşü olmuştur Bu yüzden Bey,kendisini sürekli jandarmaya şikayet eder ve kesintisiz izletir Hekimoğlu'nu ihbar etmeleri için çeşitli yörelerde adamlar tutar Fakat halk koruduğu için, Hekimoğlu'nu bir türlü ele geçiremezlerHatta bir defasında, Beyin adamlarından birinin ihbarı üzerine Hekimoğlu'nun kaldığı evi jandarmalar basıyorlar Bütün çevre kuşatılmıştır Evin altında bir fırın vardır Hekimoğlu fırıncının yardımıyla fırının ekmek pişirilen yerini arkadan delip kaçmayı başarırHekimoğlu, kaçmaya kaçıyor ama, Beyin, iki amca oğlunu öldürttüğünü haber alıyor ve doğru Çiftlice köyüne iniyor Gittiği ev muhtarın evidir Bu Muhtar, Hekimoğlu'ndan yana görünüyor, oysa gerçekte Beyin adamıdır ve onunlaişbirliği içindedir Nitekim adamlarından biri aracılığıyla ihbarda bulunur ve Hekimoğlu jandarmalarca sarılır Hekimoğlu, Muhtarın yüzünden kıstırılmıştır Büyük bir çatışma çıkar taraflar arasında Adeta namlular kurşun kusmaktadır Özetle olur oradaOlayın sonucuna ilişkin iki söylenti var halk arasında 1-Hekimoğlu, çatışma sırasında çemberi yarıyorsa da, aldığı yaralar yüzünden fazla uzaklaşamadan ölüyor2 -Atına atlıyor, elini karın bölgesinden aldığı yaralara basarak Ordu'yakadar geliyor ve burada ölüyorHekimoğlu, tipik bir örneğidir Haklı bir nedenle dağa çıkıyor Mertliği, yiğitliği ve iyilikseverliğiyle halk arasında büyük ün yapıyor Yoksulların dostu, onları ezen varsılların düşmanıdırHekimoğlu denince, hemen akla gelen bir özelliği de dir Hekimoğlu Türküsü'nde geçen ve kendisinin adıyla özdeşleşen in özelliği şudur Hekimoğlu, özel olarak yaptırdığı mavzerinin üstüne bir ayna taktırıyor Çatışmaya girdiğinde, bu aynayı düşmanının gözüne tutarak, gözünün kamaşmasına, dolayısıyla hedefini şaşırmasına yol açıyorBu yüzden Hekimoğlu'nun, adı, Hekimoğlu'nun adı le özdeşleşmiştir. ZAHİDEHalk arasında “Zahidem” adıyla ün yapan türkünün şairi Aşık Arap Mustafa, 1901 yılında Çiçekdağı’na bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde dünyaya gelmiştir Babasını annesini çok küçük yaşlarda yitirdi İlk önce bir akrabasının himayesinde, daha sonraları da onun bunun yanında büyüdüArap Mustafa’nın babası düğünlerde, toplantılarda “Koca Oyunu” adı verilen oyunda “Arap” rölünü üstlenirdi Bu nedenle Mustafa’ya da “Arap” lakabı takılmıştır Kimsesiz kalan Arap Mustafa 10 yaşına gelince Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Hacı Bürozadeler’den Mehmet’e çiftçi durdu Zaman içinde çalışkan, babayiğit, giyimine özen gösteren yakışıklı bir delikanlı olan Arap Mustafa, Ağasının yeni yetişen Zahide’ye gönlünü kaptırdı Fakir ve kimsesiz olduğundan bu sırrını bir türlü açığa vuramadı20’sinde askere giden Mustafa’nın aklı, deliler gibi sevdiği Zahide’de kalmıştı Köydeki dostlarına mektuplar göndererek Zahide’den haber almaya çalışan Arap Mustafa, Zahide’nin başka biriyle evlendirildiğini ve düğünün’ün de bir hafta sonra olacağını duyunca üzüntüsünü aşağıda içli mısralara dökmüştür Türküyü Neşet Ertaş plağa okuyup tanıtmıştır 1Zahide Kurbanım n'olacak HalimGene bir laf duydum kırıldı belimGelenden gidenden haber sorarımZahidem bu hafta oluyor gelinHezeli de deli gönül hezeliÇiçekdağı döktü m'ola gazeliDolaştım alemi gurbet gezeliBulamadım Zahidem'den güzeliAy ile doğar da gün ile aşar,Zahide’mi görenin tebdili şaşarİyinin kaderi kötüye düşer,Diken arasında kalmış gül gibiZahide’m kurbanım kurtar bu dardanBaban anlamadı bizim bu haldanKekiline sürmüş kokulu yağdan,Derdin beni del’ediyor Zahide’mZiyaret’ten çıktım Cender’in özüKum gibi kaynıyor Zahide’m gözüAslını sorarsan esalet yerdenHacı Bürolardan Mehmet’in kızıGurbet ellerinde esinim esirZahide’m kurbanım hep bende kusurEğer baban seni bana verirseNemize yetmiyor el kadar hasırÇiçekdağı’nda da hiç gitmez dumanZahide’m kurbanım hallarım yamanYapamadım şu babayın gönlünüFakir diye bana vermedi babanAnamdan doğalı çok çektim cefa,Şu yalan dünyada sürmedim sefa,Adımı namımı soran olursa,Orta Hacı Ahmetli Arap MustafaArapoğlu Mustafa’nın kendisine Mecnun gibi aşık olduğundan etkilenen Zahide, Mustafa için şiirler söylemiştir Bu şiirin üç kıtasını H VahitBulut, 1973 yılında Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Zahide’nin yakın arkadaşı ve sırdaşı Fatik’ten derlemiştir2 Baştaki iki kıta tarafımızdan derlenmiştirBu nasıl sevdaymış geldi başımaFelek ağu kattı tatlı aşımaSevda çekenlere zor gelir gurbetGece gündüz elim kalkmaz işimeAşağıda sap kağnısı geliyoDerdin beni elik elik eliyoKurbanlar olayım gara MustafamBabam beni yad ellere veriyoArapoğlu derler gayeten atikGözleri kara da, kaşları çatıkGit nazlı y de bir haber getirBastığın yerlere kurbanım FatikAğlayarak yayığımı yayarımYarim gitti günlerini sayarımÇıksa Büyüköz’e mendil sallasaIslık çalsa ıslığını duyarımCoşkuna da deli gönül coşkunaAşkından Zahide döndü şaşkınaSensiz edemiyom nazlı civanımN’olur bir yol görün Allah aşkınaKAYNAK- Doğuş Gazetesi, Sayı, 8,9-18 Ekim 1973- H Vahit Bulut, Kırşehir Halk Ozanları, Filiz Yay 1983, S 109KaynakÖyküleriyle Kırşehir Tütküleri, Destanları, Ağıtları sayfa 206,207,208Baki Yaşa AltınokOba KitabeviAnkara, Mayıs 2003Mavi_İnci isimli Üye şimdilik offline konumundadır Alt 04-01-2011 14 permalinkMavi_İnciStandart Cevap Türkülerimiz ve Hikayeleri - Yöresel Türküler ve HikayeleriBebeğin Beşiği Çamdan Türküsü ve HikayesiSeferberlik ilan edilir Erzurum’da diğer ahalide halk yerlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kalırlar Osmanlı imparatorluğu zamanında memleket sınırları ta Afrika’ya kadar uzanmaktadır ki şimdiki Arap yarımadası Osmanlının hâkimiyeti altındadırİşte bu seferberlik zamanında Erzurumlu delikanlı da askerlik vazifesi için o zaman Osmanlının hâkimiyeti altında olan Şam’a gider Gider ama geride yaşlı bir ana ve baba ve hamile bir eş bırakır Hanımı aynı zamanda amcasının kızıdır Erzurumlular iç Anadoluya göç ederler seferberlik zamanında Seferberlik biter ve sılaya geri dönüş başlar ailede bir bayram havası vardırAsker olan delikanlının hanımı yolda doğum yapar aile sevince boğulur yola devam eder ama yolda ihtiyar kaynana vefat eder Gelinle amcası olan kayınbaba yola devam ederler Kayınpeder önde gelin arkada bebeğin beşiği de devenin sırtında yola devam ederler Çam ağaçlarının içinden geçerek yola devam ederken devenin sırtındaki beşik ağaca takılır ve kalır Gelin bunu görür ama söyleyemez çünkü eskiden Erzurum’da gelinler kayınbabalarına karşı yaşmak çekerler ve konuşamazlardı Gelin de aynen yaşmaklı olduğu için ve saygıdan konuşamadığı için bebeğim takıldığını görür ama söyleyemez Zaten bunun yanında kayınpederde çok sert mizaçlı bir adamdır Erzurumun havası da serttir insanı da Ama bu sert mizacın altında misafirperver ve hoş görülü bir insan vardırGelinle kayınbaba belli bir zaman sonra mola verirler Kayınbaba devenin üstündeki bebeği kontrole gider bakmaya ne baksın bebek yok Geline sorara gelin konuşmaz konuşamaz kafasıyla işaret eder anlatır dönerler geriye çam ağacının da salınan beşiği bulurlar ama bebek yoktur İçleri yanar konuşmayan gelin artık içi yanmıştır ana yüreği evladını kaybetmiştir ve başlar söylemeyeBebeğin beşiği çamdanYuvarlandı düştü damdanBey babası gelir Şam’danNenni nenni nenni nenni
doğu anadolu türküleri ve hikayeleri