♥️ Ashabı Kehf Isimleri Uyku Için

19Aralık 2021 22:30. Mağara arkadaşları veya mağarada uyuyanlar olarak bilinen bir grup mümin genç hakkında kullanılan bir tabirdir. Ashab-ı-kehf ne zaman ve nerede gerçekleşti diyecek olursanız eğer; Kur’an-ı Kerim’in on sekizinci suresinde anlatılan ve sureye adını veren bu olay, Allah inancına sırt çevirip Bulevhaya işaret edilerek onlara Ashab-ı Rakîm denilmiştir. Bazıları bu ismin, mağaranın bizzat kendi adı olduğunu söylemişlerdir. Diğer bir rivayet de, mağaranın bulunduğu dağın adı olması şeklindedir. Netice olarak, Rakîm’in ne olduğu kesin ve net değildir. Bu mütalaalar Ashab-ı Kehf’le Rakîm’in ayrı ayrı şeyler olduğunu söyleyenlere göredir. İlk10 ve son 10 Ayeti Fazileti. Anlamı:"Ey Rabbimiz, bize katından rahmet ver ve işimizde bizim için muvafakiyet hazırla." Kehf Suresi / ayet. Kehf Suresinin Ayeti 年6月20日 Kehf suresinin fazileti ile ilgili bir çok hadis vardır.Kalbimize îmân yazılmıştır. Makisıne fıhi ebeda 4. Mekke’de inmiştir. Arkadaşlarınınyanına dönen Yemliha durumu arkadaşlarına anlatır. Bu olaydan sonra mağarada kayboldukları ya da yeniden uykuya daldıkları söylenir. Bu olay Hıristiyanlıkta da yeniden dirilmeye örnek olarak anlatılmaktadır. Kuranda ise, Kehf suresinin pek çok ayetinde bu olaydan bahsedilmektedir. Ashab-ı Kehf Mağaraları Eğeronları görseydin, arkana bakmadan kaçardın ve için korku ile dolardı.” (el-Kehf, 18) Yüce Allâh’ın onlara rahmet ve lütfunun bir tecellîsi de uyumaları esnasında Güneş’in mağaranın sağına ve soluna meyledip günün başında da sonunda da onlara değmemesiydi. KAHRAMANMARAŞULUSLARASI ESHAB-I KEYF SEMPOZYUMUNA HAZIRLANIYOR. Eshab-ı Kehf’ in tanıtımı için, Afşin Belediye Başkanlığınca her sene çeşitli festivaller ve spor müsabakası vs KahramanmaraşValiliği’nin öncülüğünde Eylül 2012 tarihinde gerçekleştirilen “İnanç Turizmi ve Eshab-ı Kehf” Sempozyumu ile 3 semavi din açısından da önem taşıyan Eshab-ı Kehf için 50 akademisyen bir araya gelerek konuyu tüm ayrıntılarıyla ele almıştı. uyku halinde sağa ve sola dönerek boşaltımlarını Ashabı Kehf’in isimleriyle dua etmekle ilgili olarak birçok kaynakta faziletlerinden ve faydalarından bahsedilmiştir. Ashab-ı kehf mağara arkadaşları anlamına gelmektedir. Kuran’da bir sureye ismini veren ve kıssası anlatılan ashab-ı kehf ile ilgili 309 yıl mağarada uyuyup sonra uyandırıldıklarından bahsedilse de ne zaman yaşadıkları, sayıları ve isimleri hep islamibir soru ile karşılaştığımızda yanıt aramamız gereken ilk kaynak kuran-ı kerim’dir ve kuran’da evde köpek beslemek ile ilgili bir sakınca olduğuna dair herhangi bir ayet yoktur. fakat yedi uyurlar dediğimiz, ashabı kehf’in yanında kıtmir isimli bir köpek olduğu, kuranı kerim’deki ayetten biliniyor. Kuran'da geçen bir çok kıssa gibi Kehf ve Rakim ehli hakkında da, Kur'an'ın dışında bir sürü katkılar yapılmıştır. Bu insanların isimleri, mağaralarının yeri, yanlarında bulunan hayvanın deve mi, kufuryok mi olduğu, kaldıkları süre v.s. hakkında birçok rivayet anlatılmaktadır. Bu anlatılanlar sebebiyle de kıssada NamazHikayeleri-1. Efendimiz (a.s.m.) namazda 103 sayfa okurdu. Peygamber Efendimizin (a.s.m.) namaz kılışı öylesine muhteşemdi ki, onu tasvir etmekten insanlar aciz kalırdı. Namaz vakti girince öyle bir hâle girerdi ki, Hz. Aişe (r.anha) Validemiz, şöyle demekten kendini alamamıştır: — Resulullah (a.s.m.) ile konuşurduk. KehfSuresi, 18. ayet: Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı. Kehf Suresi, 19. ayet: Böylece, aralarında bir H4sAm. Sual Eshab-ı kehf, ne yapmış da, keramet sahibi olmuşlar?CEVAPEshab-ı kehf, mağara arkadaşları mübarek kimselerin isimleri, Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefeştatayyuş ve köpekleri Kıtmir’ İsa’dan sonra, din düşmanları çoğalıp, her tarafı fitne kapladığı zaman, Eshab-ı kehf, sarayda görevli iken, dinlerini korumak için her şeylerini terk edip, Efsus=Tarsus’taki mağaraya hicret ettiler. Eshab-ı kehfin bu şerefe kavuşmaları hicret ettikleri içindir. Mektubat-ı Rabbani O tarihte kral, Roma imparatorlarından Dokyanus olup, zalim biriydi. Putlara tapardı. Daha sonra tanrılığını ilan etti. Putçuluğu kabul etmeyen müminleri, işkence ile öldürtüp, şehrin girişlerine bir ihbar üzerine, sarayda görevli, imanlı gençlerin durumlarını öğrendi. Onları tehdit etti. Fakat onlar, putperestliği kabul etmeyerek, saray erkanı içinde, Rabbimizin verdiği büyük bir cesaretle, “İlahımız, göklerin ve yerin Rabbidir” dediler. Kral, Ninovaya gidiyordu. Dönüşüne kadar, onlara mühlet esnada istişare edip, hicret imkanı elde ettiler. Şehre yakın bir dağa gittiler. Giderken, yolda Kefeştatayyuş ismindeki bir çobana rastladılar. Çoban da iman edip yedincileri köpeği Kıtmir de, bu gençleri bırakmayıp, arkalarından takip etti. Köpek, salihlerin peşlerinden gitmek sadakatini gösterdiği için, [istisna olarak] Cennete girmekle şereflendi. [Büyüklerin peşinden, yolundan giden de kurtulur] Gençler, dağda, çobanın gösterdiği mağaraya girip ibadet ediyorlardı. Yiyip içeceklerini daha tecrübeli olan Yemliha, kıyafet değiştirip şehirden temin ediyor ve oradan bilgi arada Dokyanus, Efsusta onları aradı. Kaçtıklarını haber alınca, babalarına sordu. Onlar da, dağa doğru gittiklerini söylediler. Dokyanus adamları ile gidip, o mağarayı buldu. “Burada ölsünler” diye mağaranın ağzını sıkıca yakınlarından iki mümin delikanlı, bu gençlerin kimliklerini ve başlarına gelen olayları bir taşa nakşedip, mağaranın duvarına teâlâ gençlere uzun bir uyku verdi. Üç asır uyuduktan sonra uyandılar. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki Onların kalblerine metanet verdik. O yiğitler [kralın karşısında] ayağa kalkıp, “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Ondan başkasını ilah edinmeyiz” dediler. [Kehf 14] Biz, onları [beden ve elbiseleri hiç değişmeden] uyandırdık ki, birbirine sorup hallerini bilsinler. [Allah’ın kudretine olan yakînleri artsın, nimetlerine şükretsinler.] Onlardan biri, “Ne kadar kaldık” dedi. “Bir gün veya daha az” dediler. [Uzamış saç ve tırnaklarına bakınca] “Ne kadar kaldığımızı Rabbimiz daha iyi bilir. Birinizi bu para ile şehre gönderin de, temiz yiyeceklerden erzak getirsin, dikkat etsin, kimseye bir şey hissettirmesin” dediler. [Kehf 19] Bunların en olgunu olan Yemlihanın yine kıyafetini değiştirip, kimseye bir şey sezdirmeden gidip ihtiyaçlarını görüp gelmesini uygun Tarsusa gelince, şehri çok değişmiş buldu. Bir günde bir şehir nasıl bu kadar değişir diye hayret etti. Nihayet bir fırına girdi. Dokyanus zamanında, onun adına basılmış olan altın parayı verince, fırıncı, bu adamın hazine bulduğunu sanıp hemen zaptiyeye bildirdi. Yemliha’yı tutup, “Bulduğun hazineyi ver” diye tehdit ettiler. Yemliha ise, “Hazine falan bulmadım. Bu parayı dün evden aldım, bugün çarşıya getirdim” dedi. Babasını ve tanıdıklarını sordular. Yemliha söyledi. Onlar ise, “Burada öyle kimseler yok, sen yalan söylüyorsun” dediler. Çok sıkıldı. “Dokyanusa gidelim, o beni tanır” dedi. Onlar da “Dokyanus öleli üç asır oldu. Sen bizimle alay mı ediyorsun?” olan Salih Melik Tendrusa götürdüler. Bu padişah mümin idi. Yemliha, başından geçenleri anlatınca, padişah; yakın adamlarıyla birlikte, mağaraya geldi, önceki halleri üzerine yazılan taşı okudu. İsimleri ve halleri anlaşıldı. Hepsinin boynuna sarılıp, vedalaştılar. Eshab-ı kehf de, tekrar eskisi gibi uykuya kehf, Hazret-i Mehdi zamanında uyanacak ve Onun askerleri olacaklardır. Hadis-i şerifte, Eshab-ı kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacaktır buyuruldu. Eshab-ı kehfin isimleri yazılı kağıdı evinde, üstünde bulundurmak zararlardan korur, bereket verir. Tarlanın bereketi için, Eshab-ı kehfin isimleri dört kağıda yazılıp, her birini, tarlanın ayak basılmayan dört köşesine gömmelidir. Ruh-ul-beyan, Fevaid-i Osmaniyye Ashab-ı Kehf kimdir? Kur’an-ı kerim’de Ashab-ı Kehf kıssası nasıl anlatılmaktadır?Kureyş müşrikleri, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in peygamber olmadığını Mekkelilere kanıtlamak ve Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i zor durumda bırakmak maksadıyla yahudi âlimlerine danışmaya karar verdiler. Nadr bin el-Hâris ve Utbe bin Ebî Muayt’ı Medîne’deki yahudi âlimlerin yanına gönderdiler. Kitap ehli oldukları için kitapta geçen nebevî bilgilerden öğrenip Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e soru soracaklardı. Onların niyet ve maksatlarını öğrenen Medîneli yahudi âlimleri kendilerine hem taktik vermiş ve hem de soracakları soruyu öğretmişlerdi “-Size söyleyeceğimiz üç şeyi O’na sorun. Eğer onlardan ikisini size haber verir, üçüncüsüyle ilgili de çok mâlumât vermezse, O gönderilmiş bir peygamberdir. Eğer hiç birine cevap vermez ya da hepsini cevaplandırırsa, yalancı biridir. Bunlar, Ashâb-ı Kehf, Zülkarneyn ve ruhtur.” Mekke’ye döndüklerinde bu konuşmaları yârenlerine aktaran Nadr ve Ukbe “-Biz sizlere Muhammed’le aramızda nihâî hükmü verecek şeylerle geldik!” dediler. Sonra da Ebû Cehil ile birlikte Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gelip sorularını sordular. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- “-Hakkında soru sorduğunuz bu şeyleri yarın size bildireceğim!” deyip, “İnşâallah” kelimesini zikretmedi. On beş gün vahiy gelmedi. Mekkeli müşrikler gelip gittikçe kendisiyle alay etmeye başladılar. Bu gecikme, Rasûlullah Efendimiz’e çok ağır geldi. Cenâb-ı Hak, nihayet sûrelerin en gizemlisini; hikmet, sır ve inananlara müjdeler getiren Kehf Sûresi’ni indirdi. ASHAB-I KEHF KISSASI Cenâb-ı Hak “Yoksa Sen, Bizim âyetlerimizden olan Ashâb-ı Kehf ve rakîmi mi şaşırtıcı buldun?” el-Kehf, 9 buyurarak sûreye Ashâb-ı Kehf kıssası ile başlar. Anlatılan âyetler hayret verici olsa da, bunda şaşılacak bir şey yoktur. En güzel amelleri, en şaşmaya değer alâmetleri; sonu toprak olan dünya hayatına aldanmayan, denenmiş kimseler içinden ortaya çıkarmak, Allâh’ın âdetidir. Şânı yüce olan Allah Teâlâ, yerleri, gökleri ve içinde bulunan her şeyi, bu kıssada olup bitenlerden daha hayret verici ve göz kamaştırıcı şekilde dizayn etmiş ve kendi varlık ve kudretine bir delil olarak ortaya koymuştur. Tabiî görebilen gözlere… Muhammed bin İshâk’ın nakline göre, kıssanın geçtiği dönemde insanların durumu şöyle anlatılmaktadır “İncil ehlinin işi altüst olmuş, içlerinde suçlar büyümüştü. Krallar azgınlık etmiş, putlara tapıp onlara kurbanlar kesmekteydi. Gerçek İncil’e inanan müslüman halk, inancında serbest bırakılmamış, türlü şiddet ve işkencelerle putlara tapmaya zorlanmaktaydı.” Güç, kuvvet ve mevki sahibi inançsızların ilk yaptıkları şey, nefislerini ilâh edinmek, kulluk ve ibadete yegâne lâyık olan Allâh’a inananları zor kullanarak kendilerine benzetmeye çalışmaktır. “Ashâb-ı Kehf” Mağaradaki Gençler kıssası, böyle fitne zamanlarında inananlardan beklenen duruşu, inançlarında sebat eden samimî mü’minlerin duâsına Cenâb-ı Hakk’ın mükemmel bir yardımla icâbetini anlatır. Bu zâlim krallardan biri de Rum krallarından Dakyanus’tur. Müşriklerden tayin ettiği zâbıtaları, îman edenleri takip edip gizlendikleri yerlerden çıkararak onları Dakyanus’a getirir. O da müslümanları putlara kurban kesilen mezbahalara sevk ederek putperestlikle öldürülme arasında seçim yapmaya zorlar. Dünya hayatına rağbet edip ölümden korkanlar, onun dediğini yaparlar. Ebedî hayatı tercih edenleri de parçalayıp öldürerek şehrin surlarına ve kapılarına astırır. Sıra Ashâb-ı Kehf’in şehri olan Dekinos’a gelir. Kral, askerlerine îman ehli olanların takip edilip yakalanmasını emreder. Büyük bir sürek avı başlar. İnananlar kaçıp gizlenir. Ahlâksızlığın diz boyu olduğu şehirde kralın gözüne girerek mevki bekleyen şahsiyetsizler, inananların kim olduğunu ve bulundukları yerleri ihbar ederler. Şehirde kimseye güven kalmamıştır. “Biz Sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatacağız. Hakikaten onlar, Rablerine îman eden birkaç genç idi. Biz de onların hidayetlerini artırdık.” el-Kehf, 13 Bu duruma şahit olup çok üzülen, Allah’tan başka ilâh olmadığına kalben inanan, samimî birkaç genç yiğitten oluşan az bir topluluğa, Cenâb-ı Hak hidâyet ve kalplerini takviye etmekle dinde sebatlarını artırarak yardımda bulunur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır “Hidâyet bulanlara gelince, onların hidâyetlerini artırdı ve onlara takvâlarını verdi.” Muhammed, 17 * * * Yıllarca ısrarla işlenen günahlar, tevbe ile temizlenmeyince yaşlı insanların kalplerinde inançsızlığı ve dinde gayretsizliği artırır. Gençler, daha temiz ve günahsız oldukları için îmânî konularda daha istîdatlıdırlar. Gençler, hakka daha çabuk yönelirler. O sebeple genç nesil, toplumlar için büyük ehemmiyet teşkil eder. İbn-i Kesîr tefsirinde şunları belirtir “Allâh’a ve Rasûlüne icâbet edip çağrılarını kabul edenlerin çoğunluğu genç idi. Kureyş’in yaşlıları ise dinleri üzere kalmaya devam ettiler; onlardan ancak az sayıda kimseler îman etmişti. Taberânî ve İbnü’l-Münzir, İbn-i Abbas’tan şöyle dediğini rivayet etmektedir Allah ne kadar peygamber gönderdiyse, mutlaka o genç idi. Daha sonra Yüce Allâh’ın “İbrahim adında genç bir yiğidin onları diline doladığını işitmiştik.» dediler.” el-Enbiyâ, 60 “Hani Mûsâ genç delikanlısına şöyle demişti...” el-Kehf, 60 âyetlerini okudu. Kehf ashâbı da “inanmış genç yiğitler”di. Gençlerin birbirlerine tesiri çok daha kolay olduğu için, genç için arkadaşı çok mühimdir. Dindar bir arkadaş, dîni öğrenmek ve ibadetleri edâ etmek için bulunmaz hazinedir. Bunun en büyük misâli, inançları uğruna birlikte hareket edip ölümü göze alan, Ashâb-ı Kehf’tir. Bu genç topluluğun vasıfları şöyleydi Bunlar Allâh’a îman etmişti. Allah da kalplerine sabır ve sebâtı ilham etmiş, sâlih ameli kolaylaştırmak sûretiyle îmanlarını artırmıştı. O bakımdan onlar her şeyden irtibatlarını koparıp Allâh’a yönelebilmiş, insanlardan uzaklaşabilmiş ve dünyaya rağbet göstermemişlerdi.” * * * Zorba kralın yardımcıları, bu gençleri ihbar eder. Kral, onları, hücrelerinde bastırıp huzuruna getirtir. Bu şekilde devam edemeyeceklerini söyleyip gençlerin putlara ibadet veya ölüm arasında seçim yapmalarını ister. “Oranın hükümdarı karşısında ayağa kalkarak dediler ki Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O’ndan başkasına ilâh deyip tapmayız, yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz. Şu bizim kavmimiz, Allah’tan başka ilâh edindiler. Onların ilâh olduğuna dâir açık bir delil getirselerdi ya! Allâh’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?»” el-Kehf, 14-15 Karşısında yiğitçe ayağa kalkarak Allâh’a kulluğu bırakıp da putlara tapmayacaklarını îlan eden bu korkusuz gençlere sinirlenen kral, önemli bir iş için Ninova Şehri’ne gideceğini, geri dönünceye kadar kendilerine düşünmeleri için mühlet verdiğini söyler. Üzerlerindeki kıymetli elbiselerin soyulmasını emredip onları yanından çıkarır. Kralın tehdit edip korkuttuktan sonra durumlarını gözden geçirmeleri için onlara süre tanıması, Allâh’ın o gençlere bir lütfuydu. Rûhu’l-Beyân Tefsîri’nde Bursevî Hazretleri, gençlerin bir çobanla karşılaştıklarını, çobanın onlarla aynı inanca sahip olup “-Madem rûhen kavminizden ayrıldınız, bedenlerinizle de kavminizde ayrılın dağdaki geniş mağara demek olan kehfe sığının! Şirk ehlinden uzaklarda, tenhâ bir yerde yalnızca Allâh’a ihlâsla ibadet edin. Eğer siz böyle bir şey yapacak olursanız, Allah sizin üzerinize sizi kavminize karşı kendisiyle koruyacağı bir rahmet yayar ve işinize büyük bir kolaylık sağlar, yani kendisinden yararlanacağınız ve size kolay gelecek yollar açar.” bkz. el-Kehf, 16 diyerek gençleri “Benclüs Dağı”nda sarp bir mağaraya gizlenmeye yönlendirir. Kendisi ve çoban köpeği de onlara katılır. Gençlerin her biri, babasının evinden bir şeyler alır, bir kısmını sadaka verir, kalan kısmını da yanlarına alarak mağaraya sığınırlar. Gece gündüz namaz kılıp, Allah Teâlâ’ya inleyiş ve feryad ile duâ ederler. Nafaka işini Yemliha’ya bırakırlar. O, sabahleyin bir miskin kıyafetine girerek şehre gider, lâzım olanı alır, biraz da havâdis araştırıp arkadaşlarına döner. * * * İbn-i Kesîr buna dayanarak tefsirinde, insanlar arasında fitnelerin baş göstermesi esnâsında meşrû olan tutumun bu olduğunu, dînine zarar gelir korkusuyla, fitne ve fitnecilerden kaçmak gerektiğini söyler. Hadîs-i şerifte buyrulur “Çok zaman geçmeden sizden birinizin en hayırlı malı, dînini fitnelerden kurtarmak üzere, kaçmak maksadıyla kendileriyle birlikte dağların tepelerini ve yağmur yağan yerleri takip edeceği birkaç koyun olacaktır.” Buhârî, Ebû Dâvûd İşte böyle bir durumda insanlardan uzak kalmak meşrûdur, fakat sâir hâllerde meşrû değildir. Çünkü bu durumda cemaatlere ve Cumalara gitmek gibi önemli fırsatlar kaybolur. Hadîs-i şerifte buyrulduğu üzere “İnsanlarla oturup kalkan, onların eziyetlerine katlanan mü’min, onlarla oturup kalkmayan, eziyetlerine katlanmayan mü’minden daha faziletlidir.” Tirmizî, Kıyâmet, 55/2507 * * * Zorba kral şehre dönünceye kadar, bu şekilde mağarada kalmaya devam ederler. Kral gelir gelmez bu gençleri aratır ve babalarını yanına getirtir. Gençlerin babaları, oğullarının kendilerine isyan edip, mallarını yağma ettiklerini, çarşılarda israf edip, dağa kaçtıklarını söyleyerek özür dilerler. Durumu öğrenen Yemliha, az miktarda azık alıp yakalanmamak için hemen geri döner. Yakalanmaktan endişe eden gençler, ağlayarak secdelere kapanıp “Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla.” el-Kehf, 10 diyerek yalvarırlar. Allah Teâlâ, onlara bir uyku verir, yatarlar, nafakaları başuçlarında uyuyakalırlar. “Bunun üzerine biz de kulaklarını tıkayarak mağarada onları yıllarca uyuttuk.” el-Kehf, 11 Hiddetlenen Dakyanus, gençlerin yerini buldurur. Gençleri uyutan Allah Teâlâ, onun gönlüne de mağaranın kapısını kapatmayı getirir. Dakyanos; açlıktan, susuzluktan ölsünler, mağaraları kabirleri olsun diye mağaranın girişinin ördürülmesini emreder. Dakyanos’un evinde îmânını gizleyen, Pendros ve Runas isimli iki mü’min vardır. Bunlar, Ashâb-ı Kehf’in isimlerini neseplerini ve kıssalarını iki kurşun levhaya yazıp bir bakır tabuta koyarak yapılan duvarın içine koymayı kararlaştırır ve yaparlar. “Ey Rasûlüm! Baksaydın Güneş’in doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken de sol taraftan onları makaslayıp geçtiğini görürdün. Onlar, mağaranın geniş bir yerinde idiler. İşte bu, Allâh’ın mûcizelerindendir. Allah kime hidâyet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.” el-Kehf, 17 “Bir de onları mağarada görseydin uyanık sanırdın. Hâlbuki onlar uykudadırlar. Biz onları sağa-sola çevirirdik. Köpekleri de girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı. Eğer onları görseydin, arkana bakmadan kaçardın ve için korku ile dolardı.” el-Kehf, 18 Yüce Allâh’ın onlara rahmet ve lütfunun bir tecellîsi de uyumaları esnasında Güneş’in mağaranın sağına ve soluna meyledip günün başında da sonunda da onlara değmemesiydi. Onları gören ise, onları uyanık sanırdı. Çünkü kendileri uyudukları hâlde gözleri açıktı. Köpekleri ise, onları korumak için mağaranın kapısında ön ayaklarının üzerine yatmıştı. O da onlar gibi uykudaydı. Yine Yüce Allâh’ın lütfunun bir tecellîsi de onları sağa-sola çevirmesidir. Tâ ki, yer onların etlerini yiyerek çürütmesin. Onların bu şekilde çevrilmeleri de Allâh’ın bir lütfudur. İbni Atıyye der ki “-Onlar hakkında doğru olan şu ki, Yüce Allah onları uyudukları hâllerinde muhafaza etti. Böylelikle bu, hem kendileri için, hem de başkaları için bir âyet mûcize ve belge olmuş oldu. O bakımdan ne elbiseleri eskidi, ne bir hâlleri değişti.” Sâlih ve hayırlı kimselerle arkadaşlık edip, Allah dostları ile oturup kalkmanın faydasını insan her zaman görür. Ashâb-ı Kehf’in köpeği onları bırakmayıp, onlarla birlikte olmanın bedelini, cennete onlar ile gireceği müjdesi ile alır. “Onları bir mûcize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini uyandırdık da içlerinden bir sözcü şöyle dedi -Ne kadar durup kaldınız?» Kimi -Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık.» dedi. Kimi de şöyle dedi -Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi, bu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size azık getirsin. Hem çok dikkatli davransın ve sizi kimseye sezdirmesin.» Çünkü şehir halkı, sizi ellerine geçirirlerse muhakkak sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman siz dünyada da âhirette de aslâ kurtuluşa eremezsiniz.» “Böylece insanları onlardan haberdar kıldık ki, öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyamet gününden şüphe edilemeyeceğini bildirmek için, öylece şehir halkına buldurduk. Onları mağarada bulanlar, aralarında durumlarını tartışıyorlardı. Dediler ki Üstlerine bir bina kilise yapın. Bununla beraber Rableri, onları daha iyi bilir.» Sözlerinde üstün gelen mü’minler Üzerlerine muhakkak bir mescid yapacağız.» dediler.” el-Kehf, 19-21 * * * Müşriklerin, anne ve babasını, Allâh’ı inkâr etmedikleri için işkence altında öldürmelerine şâhit olup, kendisini de aynı şekilde öldüreceklerini anlayan Ammar bin Yâsir, dînini inkâra zorlandığı zaman dili ile inkâr ettiğini söylemişti. Ammar bin Yâsir’in dinden çıktığı haberini, sahâbîler Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e haber verdiler. Ammar bin Yâsir’i huzuruna çağırıp inkâr sözünü söylerken kalbinin ne durumda olduğunu soran Efendimiz’e, Ammar “-O sırada kalbim îmanla dopdoluydu.” cevabını verdi. Onun zorluk ânında takındığı bu tavır kınanmamış ve aynı durum olursa aynı şekilde davranması, “Kalbi îmanla mâmur olduğu hâlde, inkâra zorlanan hâriç” Bkz. en-Nahl, 106 âyetine binâen Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- tarafından tenbih edilmişti. Taşlanarak öldürülme gibi en zor ölüm şekli ile tehdit altında olan kimsenin bu zorlanmasının mazeret olarak kabul edilip kalbi îman dolu olduğu hâlde dili ile inkâr etmesi, dînen mahzurlu görülmeyip, cevaz verildiği halde mağaradaki gençlerin, zor şartlar altında dahî olsa küfre dönerlerse, aslâ kurtuluşa eremeyeceklerini söylemeleri dikkate şâyan bir durumdur. Bunun sebebi ise, bu yiğitlerin gâyesi, kendilerini kurtarmak değil, açık ve gizli olarak Allâh’ın rahmetini yaymaktır. Onun için ruhsat ile amel etmeyi değil, inançları uğrunda şehid edilmeyi temennî ederler. Çünkü Allah’tan çok sakınmaktadırlar. İnkâr ederek kurtuldukları zaman ise müşriklerin tesirinde kalarak tamamen îmanlarını kaybedeceklerini, inandıkları gibi yaşayamazlarsa yaşadıkları gibi inanacaklarını düşündüklerindendir. Burada, “…Eğer onlara uyarsanız muhakkak ki Allâh’a ortak koşanlar olursunuz.” el-En’âm, 121 âyet-i kerîmesinde bahsedilen tehlike söz konusudur. İnsanların tamamının kâfir olduğu bir topluluğun içinde inancı saklamak, bir müddet sonra onlar gibi olma tehlikesini de içinde taşır. Onların uyandırılmaları ise, mağarada kaldıkları süreyi bilmek ve insanları denemek içindir. Alışveriş esnasında tüccar, yıllar önce kullanılan parayı görünce, gencin hazine bulduğu zannı ile onu bırakmayıp ihbar eder. Gençle beraber mağaraya giden askerler, duvarın içine konulan kitâbeyi bularak durumu açığa çıkarırlar. Çok kısa süre uyuduklarını zanneden Ashâb-ı Kehf, üç yüz küsur sene yattıkları mağaralarından, kabirden kalkar gibi uyanıp kalktıklarını anlamış ve vaktiyle ayaklandıkları müşriklere karşı başarılı olduklarını ve isteyip umdukları Allâh’ın merhametinin bir tecellîsini görmüş ve dolayısıyla önceden îman ettikleri şekilde Allâh’ın vaadinin hak olduğunu müşâhede ile bilmişlerdir. Kavimleri ise, bu hâdiseyle Allâh’ın “öldükten sonra diriliş vaadinin gerçek olduğunu” anlamışlardır. Çünkü onların uyuyup uyandırılmaları, ölüp sonradan diriltilen kimsenin hâline benzer. Bu kadar uzun süre, onları uyutmaya ve gıdasız olarak bulundukları hâl üzere tutmaya kâdir olan Allah, elbette ölüleri diriltmeye de kâdirdir. Her şeyi anlayan gençler için gerçek ölüm zamanı gelmiştir, ruhlarını teslim ederler. İnançlı kral ve şehir halkından inananlar mağarada uyuyup orada vefat eden gençlerin kabirleri üzerine, bilinip takdir edilsinler diye mescit yaptırırlar. Böylece mescidi ziyaret edenler, Cenâb-ı Hakk’ın duâlara icâbet ettiğini, inanan kullarını zulümden kurtardığını, îmânın en büyük hazine olduğunu, en büyük dost ve yardımcının Allah olduğunu, kuvvet ve kudretinin sonsuz olup, her şeye gücünün yettiğini yakînen hissetsinler, Cenâb-ı Hak’tan ümitlerini kesmesinler. “Ashâb-ı Kehf’in sayılarında ihtilaf edenlerden bazıları Onlar, üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir.» diyecekler. Diğer bazıları da Onlar, beş kişidir, altıncıları köpekleridir.» diyecekler. Her ikisi de bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. Kimileri de Onlar, yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir.» derler. De ki Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir.» Onları ancak pek azı bilir. Bu sebeple onlar hakkında bu bildirilenler dışında bir münâkaşaya girişme ve bunlar hakkında hiç kimseye de bir şey sorma! Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir. De ki Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir.» Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O’ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.” el-Kehf, 22-25 Ashâb-ı Kehf’in sayıları hakkında farklı farklı kanaatlerde bulunanlar, bunu zanları ile yapmaktadır. Çok az kişi onların sayısını bilir. Kesin bilgi, Cenâb-ı Hakk’a aittir. Bu hususta kitap ehli ile tartışmak yersiz olup, Cenâb-ı Allah ne bildirdi ise onu söylemek yeterlidir. İbn-i Abbâs der ki “-Ben Yüce Allâh’ın istisna ettiği az kimselerden birisiyim. Onlar yedi kişi idiler.” İbn-i Cerîr de Atâ’dan İbn-i Abbâs’ın “-Onların sayısı yedi idi.” dediğini rivayet etmektedir. Ancak burada önemli olan bu insanların sayılarını bilmek değildir, önemli olan kıssadan ibret almaktır. Yusuf Hemedânî Hazretleri devamlı “Rabbim, Sana itaat etmem ve Sana kulluk etmem için bana yardım et.” diye duâ eder ve bu şekilde duâ etmelerini müritlerine tavsiye ederlerdi. Allâh’ın yardım ettiği kişiler, Ashâb-ı Kehf gibi sebat ve kurtuluşa ererler. “Şüphesiz göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allâh’ındır. O, diriltir ve öldürür. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” et-Tevbe, 116 Yüce Allah kime hidayet bulma tevfîkini ihsân eder ve hakka götürecek şekilde ona yol gösterir, sevdiği ve râzı olacağı şeylere ulaşma başarısını ihsan ederse, o kimse, Ashâb-ı Kehf gibi doğru yola iletilen ve dünyada da âhirette de en büyük nasibe mazhar olan bir kimse olur. Samimî bir duâya icâbet edip, mağara gençlerini 309 yıl yemeden-içmeden besleyip koruyan, kendilerinden sonra bütün inananlara kıssalarını anlatıp kıyamete kadar unutturmayan, kullarından sağlam bir duruş ile kendisine güvenmelerini isteyen, bunu gördüğü zaman kullarının bütün işlerini üzerine alarak onların vekîli, kefîli tek yardımcısı olan Rabbimizin şânı ne yücedir. Zekeriya Paygamber’in duâsında buyurduğu gibi “…Sana yaptığım duâlarda cevapsız bırakılarak hiç mahrum olmadım.” Meryem, 4 Dipnot Bu yazının hazırlanmasında Kurtubî’nin, el-Câmiu’l-Ahkâmü’l-Kur’ân Tefsirinden, İsmail Hakkı Bursevî’nin, Rûhu’l-Beyân Tefsiri’nden, İbn-i Kesîr Tefsiri’nden istifade edilmiştir. Kaynak Fatma Hâle Sağım, Şebnem Dergisi, Sayı 179 İslam ve İhsan 333 Ashab-ı Bedir; Bedir savaşına katılan Peygamber efendimiz sahabelerin tam isim listesi. Ashab-ı Bedir duası öylesine büyük bir duadır ki, her kim sabah akşam okursa hayırlı her ne dileği varsa dileği kabul olur. Ruh daralması can sıkıntısı ve her türlü üzüntü sıkıntı anında okuyanın sıkıntısı ortadan kalkar. Ashab-ı Bedir Duası Okumanın Fazileti 1- Peygamber Efendimiz Bedir savaşına katılan Sahabelerin cennetlik olduklarını müjdelemiştir. Sahabeler için ayrı fazilet olması, duanın çok faziletli olduğuna işarettir. 2- Harbin savaşın seyri sırasında kendilerine Allah tarafından gönderilen meleklerin katılması Kur-an-ı Kerimde bildirilmiş ve buda onlar için ayrı bir fazilettir. 3- Her türlü hastalığa, belalara, musibetlere, kazalara, yangınlara karşı, sınavda başarılı olmak isteyenler, çocuğu olmayan, evlenmek için hayırlı eş, ev almak isteyen Ashab-ı Bedir duası okumaya devam etmeleri şiddetle tavsiye edilmiştir. 4- Ashab-ı Bedir duasını okuyan ve üzerinde bulundurana kurşun geçmez, özellikle savaş endişesi durumlarında mutlaka okunması tavsiye edilmiştir. Ashab-ı Bedir duasını sahabelerin adları okunuş esnasında her birinin adı zikredilince "Radıyallahü anh" anlamı Allah ondan razı olsun demek lazımdır. Peygamber efendimiz ilk sıradadır, Adı söylenirken hiç şüphesiz "Sallallahû Aleyhi Vessellem" denecektir. Bu edebe riyat etmek, maksadın daha kısa zamanda elde edilmesine vesiledir. 333 Ashab-ı Bedir isimleri Ashab-ı Bedir Duası Oku ve nebiyyünâ Muhammed el-Muhacirî SallALLAHu teala aleyhi ve sellem 02. Seyyidünâ Ebû Bekir Sıddıyk el-Muhacirî 03. Seyyidünâ Ömer ibnü’l-Hattab el-Muhacirî 04. Seyyidünâ Osman ibn-i Affan el-Muhacirî 05. Seyyidünâ Aliyy ibn-i Ebi Talib el-Muhacirî 06. Seyyidünâ Talha bin Ubeydullah el-Muhacirî 07. Seyyidünâ Zübeyr ibn-i Avvam el-Muhacirî 08. Seyyidünâ Abdurrahman bin Avf el-Muhacirî 09. Seyyidünâ Sa’d bin Ebi Vakkas el-Muhacirî 10. Seyyidünâ Said ibn-i Zeyd el-Muhacirî 11. Seyyidünâ Ebu Ubeyde bin Cerrah el-Muhacirî 12. Seyyidünâ Übeyy ibn-i Ka’b el-Hazrecî 13. Seyyidünâ el-Ahnes ibn-i Habib el-Muhacirî 14. Seyyidünâ el-Erkam ibn-i Erkam el-Muhacirî 15. Seyyidünâ Es’ad ibn-i Yezîd el-Hazrecî 16. Seyyidünâ Enes Mevla Rasülillah Muhaciri 17. Seyyidünâ Enes ibn-i Muaz el-Hazrecî 18. Seyyidünâ Enes ibn-i Katadet’el-Evsî 19. Seyyidünâ Evs ibn-i Sabit el-Hazrecî 20. Seyyidünâ Evs ibn-i Havli el-Hazrecî 21. Seyyidünâ İyas ibn-i Evs el-Evsî 22. Seyyidünâ İyas ibni’l-Bükeyr el-Muhacirî 23. Seyyidünâ Büceyr ibn-i Ebi Büceyr el-Hazrecî 24. Seyyidünâ Bahhas ibn-i Sa’lebe el-Hazrecî 25. Seyyidünâ el-Bera bin Ma’rur el-Hazrecî 26. Seyyidünâ Besbese bin Amr el-Hazrecî 27. Seyyidünâ Bişr ibni’l-Bera el-Hazrecî 28. Seyyidünâ Beşir ibn-i Said el-Hazrecî 29. Seyyidünâ Bilal ibn-i Rebah el-Muhacirî 30. Seyyidünâ Temim Mevla Hıraş el-Hazrecî 31. Seyyidünâ Temim Mevla Beni Ganem bin es-Silm el-Evsî 32. Seyyidünâ Temim ibn-i Yuar el-Hazrecî 33. Seyyidünâ Sabit ibn-i Akram el-Evsî 34. Seyyidünâ Sabit ibn-i Sa’lebe el-Hazrecî 35. Seyyidünâ Sabit ibn-i Halid el-Hazrecî 36. Seyyidünâ Sabit ibn-i Amr el-Hazrecî 37. Seyyidünâ Sabit ibn-i Hezzal el-Hazrecî 38. Seyyidünâ Sa’lebe bin Hatim el-Evsî 39. Seyyidünâ Sa’lebe bin Amr el-Hazrecî 40. Seyyidünâ Sa’lebe bin Aneme el-Hazrecî 41. Seyyidünâ Sıkf ibn-i Amr el-Muhacirî 42. Seyyidünâ Cabir ibn-i Abdullah bin Riyab el-Hazrecî 43. Seyyidünâ Cabir ibn-i Abdullah bin Amr el-Hazrecî 44. Seyyidünâ Cebbar ibn-i Sahr el-Hazrecî 45. Seyyidünâ Cübr ibn-i Atik el-Evsî 46. Seyyidünâ Cübeyr ibn-i İyas el-Evsî 47. Seyyidünâ Hamza bin Abd’il-Muttalib el-Muhacirî 48. Seyyidünâ el-Haris ibn-i Enes el-Evsî 49. Seyyidünâ el-Haris ibn-i Evs bin Rafi’ el-Evsî 50. Seyyidünâ el-Haris ibn-i Evs bin Muaz el-Evsî 51. Seyyidünâ el-Haris ibn-i Hatib el-Evsî 52. Seyyidünâ el-Haris ibn-i Ebî Hazme el-Evsî 53. Seyyidünâ el-Haris ibn-i Hazme el-Hazrecî 54. Seyyidünâ el-Haris ibn-i Simme el-Hazrecî 55. Seyyidünâ el-Haris ibn-i Arfece el-Evsî 56. Seyyidünâ el-Haris ibn-i Kays el-Evsî 57. Seyyidünâ el-Haris ibn-i Kays el-Hazrecî 58. Seyyidünâ el-Haris ibn’un-Nu’man ibn-i Ümeyye el-Evsî 59. Seyyidünâ Harise bin Süraka el-Hazrecî Şehid 60. Seyyidünâ Harise bin Nu’man el-Hazrecî 61. Seyyidünâ Hatıb ibn-i Ebi Beltea el-Muhacirî 62. Seyyidünâ Hatıb ibn-i Amr el-Muhacirî 63. Seyyidünâ el-Hubab ibn-i Münzir el-Hazrecî 64. Seyyidünâ Habîb ibn-i Esved el-Hazrecî 65. Seyyidünâ Haram ibn-i Milhan el-Hazrecî 66. Seyyidünâ Hureys ibn-i Zeyd el-Hazrecî 67. Seyyidünâ el-Husayn ibn-i Haris el-Muhacirî 68. Seyyidünâ Hamza bin el-Mumeyyir el-Hazrecî 69. Seyyidünâ Harice bin Zeyd el-Hazrecî 70. Seyyidünâ Halid ibn-i el-Bükeyr el-Hazrecî 71. Seyyidünâ Halid ibn-i Kays el-Hazrecî 72. Seyyidünâ Habbab ibnü’l-Eret el-Muhacirî 73. Seyyidünâ Habbab Mevla Utbe el-Muhacirî 74. Seyyidünâ Hubeyb ibn-i İsaf el-Hazrecî 75. Seyyidünâ Hıdaş ibn-i Katade el-Evsî 76. Seyyidünâ Hıraş ibn’is-Sımme el-Hazrecî 77. Seyyidünâ Hureym ibn-i Fatik el-Muhacirî 78. Seyyidünâ Hallad ibn-i Rafi’ el-Hazrecî 79. Seyyidünâ Hallad ibn-i Süveyd el-Hazrecî 80. Seyyidünâ Hallad ibn-i Amr el-Hazrecî 81. Seyyidünâ Hallad ibn-i Kays el-Hazrecî 82. Seyyidünâ Huleyd ibn-i Kays el-Hazrecî 83. Seyyidünâ Halife bin Adiyy el-Hazrecî 84. Seyyidünâ Huneys ibn-i Hazafe el-Muhacirî 85. Seyyidünâ Havvat ibn-i cübeyr el-Evsî 86. Seyyidünâ Havli bin Ebî Havli el-Muhacirî 87. Seyyidünâ Zekvan ibn-i Ubeyd el-Hazrecî 88. Seyyidünâ Zû’ş-Şimâleyn ibn-i Abd Amr el-Muhacirî Şehid 89. Seyyidünâ Raşid ibn-i Mualla el-Hazrecî 90. Seyyidünâ Rafi bin Haris el-Hazrecî 91. Seyyidünâ Rafi’ bin ğunecde el-Evsî 92. Seyyidünâ Rafi’ bin Mâlik el-Hazrecî 93. Seyyidünâ Rafi’ibnü’l-Muall el-Hazrecî Şehid 94. Seyyidünâ Rafi’ bin Yezîd el-Evsî 95. Seyyidünâ Rib’ıy bin Rafi’ el-Evsî 96. Seyyidünâ er-Rebi’ibn-ü İyas el-Hazrecî 97. Seyyidünâ Rabia bin Eksem el-Muhacirî 98. Seyyidünâ Ruhayle bin Sa’lebe el-Hazrecî 99. Seyyidünâ Rifaa bin Haris el-Hazrecî 100. Seyyidünâ Rifaa bin Rafi’ el-Hazrecî 101. Seyyidünâ Rifaa bin Abdi’l Münzir el-Evsî 102. Seyyidünâ Rifaa bin Amr el-Hazrecî 103. Seyyidünâ Zübeyr ibn-i Avvam 104. Seyyidünâ Ziyad ibni’s-Seken el-Evsî 105. Seyyidünâ Ziyad ibn-i Lebid el-Hazrecî 106. Seyyidünâ Ziyad ibn-i Amr el-Hazrecî 107. Seyyidünâ Zeyd ibn-i Eslem el-Evsî 108. Seyyidünâ Zeyd ibn-i Harise el-Muhacirî 109. Seyyidünâ Zeyd ibnü’l-Hattab el-Muhacirî 110. Seyyidünâ Zeyd ibnü’l-Müzeyyen el-Hazrecî 111. Seyyidünâ Zeyd ibnü’l-Mualla el-Hazrecî 112. Seyyidünâ Zeyd ibn-i Vedia el-Hazrecî 113. Seyyidünâ Salim Mevla Ebî Huzeyfe el-Muhacirî 114. Seyyidünâ Salim ibn-i Umeyr el-Evsî 115. Seyyidünâ es-Saib ibn-i Osman el-Muhacirî 116. Seyyidünâ Sebre bin Fatik el-Muhacirî 117. Seyyidünâ Süraka bin Amr el-Hazrecî 118. Seyyidünâ Süraka bin Ka’b el-Hazrecî 119. Seyyidünâ Sa’d Mevla Hatıb el-Muhacirî 120. Seyyidünâ Sa’d ibn’i Havle el-Muhacirî 121. Seyyidünâ Sa’d ibn’i Hayseme el-Evsî Şehid 122. Seyyidünâ Sa’d ibnü’r-Rebi el-Hazrecî 123. Seyyidünâ Sa’d ibn-i Zeyd el-Evsî 124. Seyyidünâ Sa’d ibn-i Sa’d el-Hazrecî 125. Seyyidünâ Sa’d ibn-i Sehi el-Hazrecî 126. Seyyidünâ Sa’d ibn-i Ubade el-Hazrecî 127. Seyyidünâ Sa’d ibn-u Ubeyd el-Evsî 128. Seyyidünâ Sa’d ibn-i Osman el-Hazrecî 129. Seyyidünâ Sa’d ibn-i Muaz el-Evsî 130. Seyyidünâ Süflan ibn-i Bişr el-Hazrecî 131. Seyyidünâ Seleme bin Eslem el-Evsî 132. Seyyidünâ Süleym ibnü’l-Haris el-Hazrecî 133. Seyyidünâ Seleme bin Selame el-Evsî 134. Seyyidünâ Selît’ibn-i Kays el-Hazrecî 135. Seyyidünâ Süleym ibn-ül Haris el-Hazrecî 136. Seyyidünâ Süleym ibn-i Kays el-Hazrecî 137. Seyyidünâ Süleym ibn-i Amr el-Hazrecî 138. Seyyidünâ Süleym ibn-i Milhan el-Hazrecî 139. Seyyidünâ Simak ibn-i Sa’d el-Hazrecî 140. Seyyidünâ Sinan ibn-i Ebî Sinan el-Muhacirî 141. Seyyidünâ Sinan ibn-i Sayfi el-Muhacirî 142. Seyyidünâ Sehl ibn-i Huneyf el-Evsî 143. Seyyidünâ Sehl ibn-i Rafi’ el-Hazrecî 144. Seyyidünâ Sehl ibn-i Atik el-Hazrecî 145. Seyyidünâ Sehl ibn-i Kays el-Hazrecî 146. Seyyidünâ Sehl ibn-i Vehb el-Muhacirî 147. Seyyidünâ Sehl ibn-i Rafi’ el-Hazrecî 148. Seyyidünâ Sevad ibn-i Zerin el-Hazrecî 149. Seyyidünâ Sevad ibn-i Ğaziyye el-Hazrecî 150. Seyyidünâ Süveybıt ibn-i Harmele el-Muhacirî 151. Seyyidünâ Şüca’ ibn-i Ebi Vehb el-Muhacirî 152. Seyyidünâ Şerik ibn-i Enes el-Evsî 153. Seyyidünâ Şemmas ibn-i Osman el-Muhacirî 154. Seyyidünâ Sabiyh Mevla Eb’l-As el-Muhacirî 155. Seyyidünâ Safvan ibn-i Vehb el-Muhacirî Şehid 156. Seyyidünâ Şuheyb ibn-i Sinan el-Muhacirî 157. Seyyidünâ Sayfi bin Sevad el-Hazrecî 158. Seyyidünâ ed-Dahhak ibn-i Harise el-Hazrecî 159. Seyyidünâ ed-Dahhak ibn-i Abd-i Amr el-Hazrecî 160. Seyyidünâ Damre bin Amr el-Hazrecî 161. Seyyidünâ et-Tufeyl ibn-i Haris el-Muhacirî 162. Seyyidünâ et-Tufeyl ibn-i Mâlik el-Hazrecî 163. Seyyidünâ et-Tufeyl ibn-i Nu’man el-Hazrecî 164. Seyyidünâ Tuleyb ibn-u Umeyr el-Muhacirî 165. Seyyidünâ Asım ibn-i Sabir el-Evsî 166. Seyyidünâ Asım ibn-i Adiyy el-Evsî 167. Seyyidünâ Asım ibn-i Ukeyr el-Hazrecî 168. Seyyidünâ Asım ibn-i Kays el-Evsî 169. Seyyidünâ Akıl ibnü’l-Bükeyr el-Muhacirî Şehid 170. Seyyidünâ Amir ibn-i Ümeyye el-Hazrecî 171. Seyyidünâ Amir ibn-i Bükeyr el-Muhacirî 172. Seyyidünâ Amir ibn-i Rebia el-Muhacirî 173. Seyyidünâ Amir ibn-i Sa’d el-Hazrecî 174. Seyyidünâ Amir ibn-i Seleme el-Hazrecî 175. Seyyidünâ Amir ibn-i Füheyre el-Muhacirî 176. Seyyidünâ Amir ibn-i Muhalled el-Hazrecî 177. Seyyidünâ Amir ibn-i Yezîd el-Evsî 178. Seyyidünâ Ayiz ibn-i Maıs el-Hazrecî 179. Seyyidünâ Abbad ibn-i Bişr el-Evsî 180. Seyyidünâ Abbad ibn-i Kays el-Hazrecî 181. Seyyidünâ Ubade bin Samit el-Hazrecî 182. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Sa’lebe el-Hazrecî 183. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Cübeyr el-Evsî 184. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Cahş el-Muhacirî 185. Seyyidünâ Abdullah ibnü’l-Ced el-Hazrecî 186. Seyyidünâ Abdullah ibnü’l-Humeyyir el-Hazrecî 187. Seyyidünâ Abdullah ibnü’r-Rebi’ el-Hazrecî 188. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Revaha el-Hazrecî 189. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Zeyd el-Hazrecî 190. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Süraka el-Muhacirî 191. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Seleme el-Evsî 192. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Sehi el-Evsî 193. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Süheyl el-Muhacirî 194. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Şerik el-Evsî 195. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Tarık el-Evsî 196. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Amir el-Hazrecî 197. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Abd-i Menaf el-Hazrecî 198. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Urfuta el-Hazrecî 199. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Amr el-Hazrecî 200. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Ümeyr el-Hazrecî 201. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Kays bin Halid el-Hazrecî 202. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Kays bin Sayfi el-Hazrecî 203. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Ka’b el-Hazrecî 204. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Mahreme el-Muhacirî 205. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Mes’ud el-Muhacirî 206. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Maz’un el-Muhacirî 207. Seyyidünâ Abdullah ibn-i Numan el-Muhacirî 208. Seyyidünâ Abd-i Rabb ibn-i Cebr el-Evsî 209. Seyyidünâ Abdurrahman ibn-i Cebr el-Evsî 210. Seyyidünâ Abdete’l-Haşhaş el-Hazrecî 211. Seyyidünâ Abd ibn-i Amir el-Hazrecî 212. Seyyidünâ Ubeyd ibnu’t-Teyyihan el-Evsî 213. Seyyidünâ Ubeyd ibn-i Zeyd el-Hazrecî 214. Seyyidünâ Ubeyd ibn-i Ebî Ubeyd el-Evsî 215. Seyyidünâ Ubeyde bin Haris el-Muhacirî 216. Seyyidünâ Utban ibn-i Mâlik el-Hazrecî 217. Seyyidünâ Utbe bin Rebıa el-Hazrecî 218. Seyyidünâ Utbe bin Abdullah el-Hazrecî 219. Seyyidünâ Utbe bin Gazvan el-Muhacirî 220. Seyyidünâ Osman ibn-i Maz’un el-Muhacirî 221. Seyyidünâ el-Aclan ibnü’n-Nu’man el-Hazrecî 222. Seyyidünâ Adiyy ibn-i Ebi Zağba el-Hazrecî 223. Seyyidünâ İsmetü’bnü’l-Husayn el-Hazrecî 224. Seyyidünâ Usaymet’ül-Hazreci 225. Seyyidünâ Atıyye bin Nüveyre el-Hazrecî 226. Seyyidünâ Ukbe bin Amir el-Hazrecî 227. Seyyidünâ Ukbe bin Osman el Hazrecî 228. Seyyidünâ Ukbe bin Vehb el-Hazrecî 229. Seyyidünâ Ukbe bin Vehb el-Muhacirî 230. Seyyidünâ Ukkaşe bin Mıhsan el-Muhacirî 231. Seyyidünâ Amman ibn-i Yasir el-Muhacirî 232. Seyyidünâ Umare bin Hazm el-Hazrecî 233. Seyyidünâ Umare bin Ziyad el-Evsî 234. Seyyidünâ Amr ibn-i İyas el-Hazrecî 235. Seyyidünâ Amr ibn-i Sa’lebe el-Hazrecî 236. Seyyidünâ Amr ibnü’l-Cemuh el-Hazrecî 237. Seyyidünâ Amr ibnü’l-Haris el-Hazrecî 238. Seyyidünâ Amr ibnü’l Haris el-Muhacirî 239. Seyyidünâ Amr ibn-i Süraka el-Muhacirî 240. Seyyidünâ Amr ibn-i Ebi Şerh el-Muhacirî 241. Seyyidünâ Amr ibn-i Talk el-Hazrecî 242. Seyyidünâ Amr ibn-i Kays el-Hazrecî 243. Seyyidünâ Amr ibn-i Muaz el-Evsî 244. Seyyidünâ Umeyr ibn-i Haram el-Evsî 245. Seyyidünâ Umeyr ibnü’l Humam el-Hazrecî Şehid 246. Seyyidünâ Umeyr ibnü’l-Amir el-Hazrecî 247. Seyyidünâ Umeyr ibn-i Avf el-Muhacirî 248. Seyyidünâ Umeyr ibn-i Ma’bed el-Evsî 249. Seyyidünâ Umeyr ibn-i Ebî Vakkas el-Muhacirî Şehid 250. Seyyidünâ Avf ibnü’l-Haris el-Hazrecî 251. Seyyidünâ Uveym ibn-i Saide el-Evsî 252. Seyyidünâ İyaz ibn-i Züheyr el-Muhacirî 253. Seyyidünâ Ğannam ibn-i Evs el-Hazrecî 254. Seyyidünâ el-Fakih ibn-i Bişr el-Hazrecî 255. Seyyidünâ Ferve bin Amr el-Hazrecî 256. Seyyidünâ Katade bin Numan el-Hazrecî 257. Seyyidünâ Kudame bin Maz’un el-Muhacirî 258. Seyyidünâ Kutbe bin Amir el-Hazrecî 259. Seyyidünâ Kays ibn-i Mıhsan el-Hazrecî 260. Seyyidünâ Kays ibn-i Mıhsan el-Hazrecî 261. Seyyidünâ Kays ibn-i Muhalled el-Hazrecî 262. Seyyidünâ Ka’b ibn-i Cemmez el-Hazrecî 263. Seyyidünâ Ka’b ibn-i Zeyd el-Hazrecî 264. Seyyidünâ Mâlik ibn-i Ebi Havli el-Muhacirî 265. Seyyidünâ Mâlik ibn-i Ebî Havlî el-Muhacirî 266. Seyyidünâ Mâlik ibn’ud Duhşum el-Hazrecî 267. Seyyidünâ Mâlik ibn-i Rifaa el-Hazrecî 268. Seyyidünâ Mâlik ibn-i Rifâa el-Hazrecî 269. Seyyidünâ Mâlik ibn-i Amr el-Muhacirî 270. Seyyidünâ Mâlik ibn-i Kudame el-Evsî 271. Seyyidünâ Mâlik ibn-i Mes’ûd el-Hazrecî 272. Seyyidünâ Mâlik ibn-i Nümeyle el-Evsî 273. Seyyidünâ Mâlik Mübeşşir bin Abd’il-Munzir el-Evsî Şehid 274. Seyyidünâ Mücezzer ibn-i Ziyad el-Hazrecî 275. Seyyidünâ Muhriz ibn-i Amin el-Hazrecî 276. Seyyidünâ Muhriz ibn-i Nasle el-Muhacirî 277. Seyyidünâ Muhammed ibn-i Mesleme el-Evsî 278. Seyyidünâ Midlac ibn-i Amir el-Muhacirî 279. Seyyidünâ Mersed ibn-i Mersed el-Hazrecî 280. Seyyidünâ Mistah ibn-i Üsase el-Muhacirî 281. Seyyidünâ Mes’ûd ibn-i Evs el-Hazrecî 282. Seyyidünâ Mes’ûd ibn-i Halde el-Hazrecî 283. Seyyidünâ Mes’ûd ibn-i Rebia el-Muhacirî 284. Seyyidünâ Mes’ûd ibn-i Zeyd el-Hazrecî 285. Seyyidünâ Mes’ûd ibn-i Sa’d el-Hazrecî 286. Seyyidünâ Mes’ûd ibn-i Sa’d el-Evsî 287. Seyyidünâ Mus’ab ibn-i Umeyr el-Muhacirî 288. Seyyidünâ Muaz ibn-i Cebel el-Hazrecî 289. Seyyidünâ Muaz ibn-i Haris el-Hazrecî 290. Seyyidünâ Muaz ibn-üs Sımme el-Hazrecî 291. Seyyidünâ Muaz ibn-i Amr el-Hazrecî 292. Seyyidünâ Muaz ibn-i Maıs el-Hazrecî 293. Seyyidünâ Ma’bed ibn-i Abbad el-Hazrecî 294. Seyyidünâ Ma’bed ibn-i Kays el-Hazrecî 295. Seyyidünâ Muattib ibn-i Ubeyd el-Evsî 296. Seyyidünâ Muattib ibn-i Avf el-Muhacirî 297. Seyyidünâ Muattib ibn-i Kuşeyr el-Evsî 298. Seyyidünâ Ma’kıl ibn-i Munzir el-Hazrecî 299. Seyyidünâ Ma’mer ibn-i Haris el-Hazrecî 300. Seyyidünâ Ma’n ibn-i Adiyy el-Hazrecî 301. Seyyidünâ Ma’n ibn-i Yezîd el-Muhacirî 302- Seyyidünâ Muavviz ibn-i Haris el-Hazrecî 303. Seyyidünâ Muavviz ibn-i Amr el-Hazrecî 304. Seyyidünâ Mikdad ibnü’l-Esved el-Muhacirî 305. Seyyidünâ Muleyl ibn-i Vebre el -Hazreci 306. Seyyidünâ Münzir ibn-i Amr el-Hazrecî 307. Seyyidünâ Münzir ibn-i Kudame el-Evsî 308. Seyyidünâ Münzir ibn-i Muhammed el-Evsî 309. Seyyidünâ Mıhça’ ibn’üs-Salih Mevla Ömer’ibnü’l-Hattab el Muhaciri Şehid 310. Seyyidünâ Nadr ibn-i Haris el-Evsî 311. Seyyidünâ Nu’man ibn-i el-A’rac el-Hazrecî 312. Seyyidünâ Nu’man ibn-i Ebi Hazme el-Evsî 313. Seyyidünâ Nu’man ibn-i Sinan el-Hazrecî 314. Seyyidünâ Nu’man ibn-i Abd-i Amr el-Hazrecî 315. Seyyidünâ Nu’man ibn-i Amr el-Hazrecî 316. Seyyidünâ Nu’man ibn-i Amr el-Hazrecî 317. Seyyidünâ Nu’man ibn-i Amr el-Hazrecî 318. Seyyidünâ Nu’man ibn-i Mâlik el-Hazrecî 319. Seyyidünâ Nevfel ibn-i Abdullah el-Hazrecî 320. Seyyidünâ Vakıd ibn-i Abdullah el-Muhacirî 321. Seyyidünâ Varaka bin İyas el-Hazrecî 322. Seyyidünâ Vedia bin Amr el-Hazrecî 323. Seyyidünâ Vehb ibn-i Ebî Şerh el-Muhacirî 324. Seyyidünâ Vehb ibn-i Sa’d el-Muhacirî 325. Seyyidünâ Hanî’bin’Niyar el-Hazrecî 326. Seyyidünâ Hübeyl ibn-i Vebre el-Hazrecî 327. Seyyidünâ Hilal ibn-i Mualla el-Hazrecî 328. Seyyidünâ Yezid ibn-i el-Ahnes el-Muhacirî 329. Seyyidünâ Yezîd ibn-i Rukayş el-Muhacirî 330. Seyyidünâ Yezidi ibn-i Haram el-Hazrecî 331. Seyyidünâ Yezîd ibnü’l-Haris el-Hazrecî 332. Seyyidünâ Yezîd ibn’üs-Seken el-Evsî 333. Seyyidünâ Yezid ibnü’l-Münzir el-Hazrecî radıyallâhi anhu ve anhum ecmaîn Radiyallahu anhum ecmanin Allah Hepsinden Razı olsun amin Ashab-ı Kehf’in İsimlerinin Havassı Yemliha* Mekselina* Mernuş* Debernuş* Şazenuş* Mislina* Kefeştatıyuş* Kıtmir*Ashab-ı Kehf’in isimlerinin havassı hususunda alimler şunları söylemişlerdir..Rızkın celbini isteyenler Ashab-ı Kehf’in isimlerini yazıp üzerinde taşımalıdır..Yüksek bir mevkiyi talep eden kimse yine Ashab-ı Kehf’in isimlerini üzerinde taşımalı ve Ashab-ı Kehf duasına devam etmelidir..Okuyup üzerinde taşıyan kimse her türlü korkudan emin olur..Sebepsiz yere ağlayan bebeklerin yazılıp yatağına asılırsa bi iznillah bu hastalıktan emin olurlar..Sıtma tutan kimseler yanlarında bu isimleri taşısalar şifa bulurlar..Ümmü Sıbyan hastalığı olanlar yanlarında bu isimler temiz bir suya okunup içilmelidir..Evde asılı olsa bi iznillah o eve hırsız girmez..Ashab-ı Kehf duası budurAllahümme inni es’elüke bi islami yemliha ve rağbetihi ve bi imani mekselina ve kurbetihi ve bi tevhıydi mernuş ve hıdmetihi ve bi ma’rifeti debernuş ve uzletihi ve bi şehadeti şazenuş ve rivayetihi ve bi ıhlası mislina ve müvafakatihi ve bi iştiyaki kefeştatıyuş ve ı’tikadihi ve bi vefai kıtmir ve hımayetihi en takdıye haceti ya kadıyel hacati ve ya mücibed deavat* Ve sallellahü ala seyyidina muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmeıyn*Ashab-ı Kehf’e, bazılarınca Ashab-ı Rakîm de denir ki, Kehf sûresinin baş tarafı bu kişilerden bahsetmektedir. Âyet, mealen Efendimiz’e hitap sadedinde şöyle demektedir“Sen, Ashab-ı Kehf ve Rakîm’i bizim âyetlerimizden hayret edilecek bir şey mi zannediyorsun?” Kehf, 18/9 Bu âyetten başlayarak, Kur’ân-ı Kerim, 26. âyete kadar bize Ashab-ı Kehf’in serencâmesini anlatır; anlatır ama Ashab-ı Kehf’in sayıları hakkında net bir bilgi vermez. Zira âyette çeşitli insanların değişik görüşleriyle bazı rakamlar söyledikleri nakledilmekte, ancak bunlardan hangisinin isabetli olduğu söylenmemekte ve adetleri ile alakalı bilgi doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk’ın ilmine havale alakalı âyette onlar hakkında şöyle denir “İnsanların kimi, “Onlar, üç kişi, dördüncüsü de köpekleri idi.” diyecekler. Bazıları da, “Beş kişi, altıncısı köpekleri idi.” diyecekler. Bunların hepsi gayb hakkında tahmin yürütmekten başka bir şey değildir. Kimileri de, Onlar yedi kişi olup sekizincisi köpekleri idi.’ derler. De ki Onların sayısını ancak Rabbim bilir.’” Kehf, 18/22– Rızkın celbini isteyenler Ashâb-ı Kehf’in isimlerini yazıp üzerinde taşımalıdır. Tabii usûlüne uygun ve hürmete halel gelmeyecek şekilde şekilde olmalıdır. Yoksa bu taşımaktan fayda yerine zarar görebilir. – Ziraatın verimli olması için kağıda yazıp bir dal ucuna takarak tarlaya gömülür.– Yüksek bir makam-mevki talep eden kimse, yine Ashâb-ı Kehf’in isimlerini üzerinde taşımalı ve aşağıda yazılı olan Ashâb-ı Kehf duasına devam etmelidir.– Bu duayı okuyup isimlerini üzerinde taşıyan kimse her türlü korkudan emin olur. – Ashâb-ı Kehf’in isimleri yazılıp sebepsiz yere ağlayan bebeklerin yatağına asılırsa bi iznillah sükûnet bulurlar.– Sıtma tutan kimseler yanlarında bu isimleri taşısalar şifa bulurlar.– Ümmü Sıbyan hastalığı olanlar yanlarında taşımalıdırlar. – Ayrıca bu isimler temiz bir suya okunup şifa için içilebilir. – Evde asılı olsa bi iznillah o eve hırsız girmez, yangından emin olur. [Fevaid-i Osmaniyye]Ashâb-ı Kehf’in adı bereket duası olan “Karınca duası” içinde de zikredilmektedir. Karınca duası çok müşterinin gelmesi için dükkanlara ve iş yerlerine asılmaktadır. Nitekim Kayseri Bedesteni’nin güney yan bölümünde açılan kapının üzerinde Ashâb-ı Kehf’in isimleri yazılıdır. Ashâb-ı Kehf’in uyudukları mağara halk tarafından evlenme, çocuk sahibi olma, bir hastalıktan kurtulma ve bazı dileklerin gerçekleşmesi veya sadece sevap kazanmak amacıyla Allah rızası için Ramazan ayında çokça ziyaret edilmektedir. Diğer zamanlarda da halk burayı sık sık ziyaret ederek Ashâb-ı Kehf’e olan saygısını ve sevgisini gelmişken onu karınca duasını da ekleyelim 🙂Karına Duası Bismillahirrahmanirrahiym“Allahümme ya rabbi ve cebraile ve mikaile ve israfile ve azraile ve ibrahime ve ismaile ve ishaka ve ya’kube ve münzile’l-berekati ve münzilet-Tevrati ve’z-Zeburi ve’l-İncili ve’l-Furkani ve la havle ve la kuvvete illa billahi’l aliyyi’ ilahe illallahü’l- Melikü’l-Hakku’ rasulullahi sadiku’l vadi’l-Emin ya rabbi ya rabbi ya hayyu ya kayyumu ya ze’l-celali ve’ ya rabbe’l-Arşi’ yerzükaniy rızkan halalen tayyiben birahmetike ya erhamer Mernuş, Debernuş, Misliyna, Mekseliyna,Şazenuş, Kefeştatıyyuş, Kıtmir”–alıntı– uyudukları yer selçuk ' da, efes antik kentinin yanındaki bir mağaradadır... efes harabeleri gezilirken genelde buraya da bir uğranır... bira şişelerinden anlaşıldığı kadarıyla akşamları keş mekanı olarak kullanılmaktadır... ayrica eshab i kehfolarak da geçer. hikaye şöyledirisa peygamber'e inanan ilk azizlerden biri, yedi uyuyanlar'ın kentine gelir, şehre girebilmesi için kapıdaki puta tapması istenince vazgeçer ve yakındaki bir hamama gidip burada işçi olarak çalışmaya başlar. bu sırada şehrin bazı gençleri ile dost olur ve onları tanrı'nın yoluna çağırır. gençler aziz'e inanır ve hristiyanlığı kabul eder. bir gece yanında bir kadınla birlikte hamama gelen kent valisinin oğlunu aziz içeriye almak istemez ve kovar. ancak oğlan dinlemeyerek içeriye girer ve ertesi sabah kadınla birlikte kamamda ölü bulunur. gençleri hamam işçisi aziz'in öldürdüğü düşünülerek peşine düşülür. aziz, hristiyanlığı kabul eden 6 arkadaşı ile birlikte bir çiftliğe sığınır, ancak yakalanmamak için çareyi dağlara kaçmakta bulur. yemliha, mekselina, mislina,şazenuş, mermuş, debernuş ve kefaştatuş adlı azizlere çiftliğin köpeği kıtmir de katılır. akşam sığındıkları bir mağarada derin bir uykuya dalarlar. valinin adamları ise iz sürerek kapısına kadar geldikleri mağaraya girmekten korkarlar ve girişini taşla örerek içeridekileri ölüme terkederler. aradan 309 yıl geçer ve bir çoban yağmurdan kurtulmak için mağaranın girişini kapatan duvarı delerek içeriye girer ve yağmur durduktan sonra da gider. ertesi sabah tanrı, esbab-ı kehf'in ruhlarını bedenlerine geri verir ve uyanırlar. aralarından yemliha'yı gümüş bir para ile yiyecek almak üzere kente gönderirler. gencin elinde 309 yıl öncesine ait parayı gören esnaf, hazine bulduğunu sanıp kralın huzuruna çıkarırlar. aradan çok uzun zaman geçmiş, kent halkı hristiyan olmuştur. kral da hrıstiyandır. yemliha başlarından geçen olayları anlatınca kral bunun bir mucize olduğunu anlar ve eskab-ı kehf'i görmek ister. kent halkıyla birlikte mağaranın önüne giderler. yemliha arkadaşlarına haber vermek için içeriye girer, ancak bir daha çıkmaz. kral ve kent halkı içeriye girdiklerinde, hepsinin ölmüş olduklarını görür. kaynakçaibrahim yüksel, şifalı firigya, afyon kocatepe üniversitesi yayınlarıayrıca bkz ashab ı kehf bkz kehf isa peygamber'in dini üzerine yaşayan, tarsus ahalisinden olan, rum hükümdarı dekyanus’un zulmünden kurtulmak için neclus dağının mağarasına saklanan ve hükümdarın ölmeleri için mağaranın girişini kapattırması üzerine tanrı’ın yardımı ile 309 yıl uyuyan, ve yine sonunda o kadar yıldan sonra uyanıp halkın içine karışarak yaşayan 7 da bahislerinin geçtiği bir sure vardır ki hasta olan insanlara şifa niyetiyle de okunur. arapça'da tam olarak mağara arkadaşları anlamına gelen ifade. uyuma süreleri üzerine çok yazı vardır ama 209 yıl boyunca uyumuşlardır. ha çok mu önemli bilemem!. 309 ay yılı 109,386 gün sürüyor. 300 güneş yılı ise artık yıllar hariç 109500, artık yıllarla birlikte 109575 gün. kuran'ın 309 ay yılını tam 300 güneş yılına denk getirmek için seçtiği iddia ederseniz tanrı'nın hesaplarında 114 - ya da 189 - gün yanıldıgını iddia etmiş ki doğru çıksa bile bir anlam ifade etmeyecek argümanlar öne sürüp, argümanların yanlışlanması vesilesiyle dini zayıflatmanın veya tanrı inancına akli deliller aramanın hiç bir manası yok. şüphesiz ki hepimizin toplamından daha fazla akla sahip olan tanrı akla hitab eden delil vermek isteseydi kendi delilini küt diye ortaya bütün ihtişamı ile koyardı. tanrı'nın akla değil imana bıraktığı bir meseleyi akıl düzlemine geri taşımaya çalışmak o'nun iradesiyle çelişmek olarak yorumlanabilir, ilerde başınızı derde sokabilir."ee, mesajın nedir?" diye soranlar da isterlerse bu konuda kehf suresinin 22. ayetine başvurabilirlerinsanların kimi "onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir" diyecekler; yine "beş kişidir; altıncıları köpekleridir" diyecekler. bunlar bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. kimileri de "onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir" derler. de ki onların sayılarını rabbim daha iyi bilir. onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. öyle ise ashâb-ı kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında ileri geri konuşan kimselerin hiçbirinden malumat isteme. roma zulmüne direnmek için dağa çıkan k9 birliği, dağda gerilla mücadelesi vereceğine bir mağarada uyuklamayı tercih eder. gerilla komutanının ani teftişi karşısında apışıp kalan militanları, yanlarındaki köpek "biz yedi uyurlarız" diyerek kurtarmaya çalışır. komutan köpeğin bu ucuz yalanını yutmasa da, yanındaki şukela yalanlar defterine kaydeder. eskiyen ahitin yeni baskısının yapılması vakti geldiğinde de, şu hikayelere bir de lesi ve yedi cüceler tarzı güzellikler ekleyelim, heri potır'a duman attıralım der. o gün bugündür yedi uyurlar pek çok baskı yapmıştır, daha da yapacaktır. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.

ashabı kehf isimleri uyku için